26 Aralık 2019 Perşembe

Erkek cinsel organı sağlığı ile ilgili merak edilenler

Doğru penis bakımı yalnızca hastalıklardan korunmanızı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda sağlıklı bir cinsel yaşam için de gereklidir. Penis sağlığı için bilinmesi gerekenler Erkeklerde penis sağlığı çoğunlukla bazı hastalıklarla karşılaşınca önemsenen bir konudur ama aslında doğru bir penis bakımı, hastalıklardan korunmanın yanı sıra sağlıklı bir cinsel yaşam için de önemlidir. Hijyen alışkanlıkları, yaşam tarzı ve mevcut sağlık durumu, penis sağlığını etkiler. Rahat bir şekilde idrar yapabilmek, erekte olabilmek ve hatta doğurganlık da penis sağlığıyla alakalıdır. Bazı durumlar, penis sağlığını etkiler: Hormon seviyeleri: Erkeklik hormonu olarak bilinen testosteron seviyelerinde meydana gelen değişimler, erektil disfonksiyon (ED/Sertleşme Bozukluğu) başta olmak üzere bazı sağlık sorunlarına neden olabilir. Yaş: Erkeklerde yaş ilerledikçe testosteron hormonu seviyelerinde düşüş görülür, bu da cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olur. Sağlık sorunları: Yüksek tansiyon, diyabet, bazı nörolojik hastalıklar ve kaygı-depresyon gibi psikolojik bozukluklar da erektil disfonksiyon durumuna neden olabilir. Cinsel yaşam: Prezervatif kullanmadan seks yapmak, cinsel yolla bulaşan bursa escort bayan hastalıklara yakalanma riskini artırır. Ayrıca çok sert sevişmek ve erekte haldeki penisin fazla gerilmesi gibi durumlar da penis sağlığını olumsuz etkileyebilir. İlaç kullanımı: Düzenli olarak kullanılan bazı ilaçlar penis fonksiyonlarını etkileyebilir. Hijyen alışkanlıkları: Genel sağlığımız için doğru hijyen pratiklerini uygulamak önemliyken, penis sağlığı için genital bölgenin doğru bir şekilde temizlenmesi de büyük önem taşıyor. Penisin doğru temizlenmemesi, smegma olarak bilinen ve sünnet derisi altında kötü kokulu sıvı birikmesine, hatta bazı durumlarda kistik yapıların oluşmasına neden olan bir duruma sebep olabilir. Sünnetsiz penislerde daha sık görülen smegma, kötü hijyen koşulları altında sünnet edilmemiş peniste de görülebiliyor. Sağlıklı bir penis için dikkat edilmesi gerekenler Penisin sağlıklı olması için bunlara dikkat etmek gerekiyor: 1- Yeterince su için Genel sağlığımız için yeterince su içmek önemlidir. Penisin sağlıklı olması ve cinsel işlevlerde de sorun yaşanmaması için günde en az iki litre su içilmesi öneriliyor. 2- Sağlıklı beslenin Sağlıklı bir beslenme bursa escort programı, diyabet ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltır. Bu hastalıklara bağlı olarak gelişebilen sertleşme sorunlarından da kaçınmayı sağlar. Özellikle doğurganlığı desteklemek için ıspanak, avokado ve capsaicin bakımından zengin baharatların tüketilmesi öneriliyor. 3- Düzenli egzersiz yapın Haftada en az bir-iki defa egzersiz yapmak birçok hastalığa karşı korunma sağladığı gibi, sertleşme sorunlarını önlemek için de önemli. 4- Pelvik taban egzersizleri yapın Genellikle kadın sağlığı alanında duyduğumuz pelvik taban egzersizleri, erkek sağlığı için de oldukça önemli. 2005 yılında yapılan bir araştırma, düzenli olarak pelvik taban egzersizi yapan erkeklerin %40'ının sertleşme sorunlarının üstesinden geldiğini gösteriyor. Sertleşme sorunlarının yanı sıra pelvik taban egzersizleri, idrar yaptıktan sonra idrar damlatma sorununu da önlüyor. Egzersizler haftada birkaç gün, 10 defa beş saniye kadar idrar yaparken kullanılan kasları sıkıp 5 saniye tutup bırakarak yapılabilir. 5- Stresten uzak durun Kaygı ve stres bozuklukları, cinsel sağlığı etkiliyor. Aynı zamanda kalp hastalıklarına da neden olarak görükle escort dolaylı olarak sertleşme sorunlarına davetiye çıkarıyor. Nefes çalışmaları, meditasyon gibi çalışmalar stres yönetimi için ideal. İyi bir uyku düzeni de stres seviyelerini azaltmak için önemli. 6- Sigaradan uzak durun 2013 yılında yapılan bir araştırmaya göre sigara içmek kalbin otonom fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek sertleşme sorunlarına neden olabiliyor ve doğurganlığı da azaltıyor. 7- Hijyene özen gösterin Duş sırasında genital bölgenin iyi temizlenmesi gerekiyor. Sünnet derisi mevcutsa, bu deriyi geriye çekerek içerisinin temizlenmesi de önemli. Penisi temizlemek kadar, testislerin olduğu bölgeyi ve anüsü de temiz tutmak önemli. Sağlıksız bir penisin işaretleri Eğer penisinizde bunları fark ederseniz cinsel yolla bulaşan hastalık şüphesi ile vakit kaybetmeden bir dermatolog hekim ile görüşmelisiniz: Normal olmayan bir akıntı Kaşıntı Su dolu kabarcıklar Siğil benzeri oluşumlar İdrarınızın da normalde sarı renkte olması gerekirken turuncu veya kahverengi olduğunu fark ederseniz, susuz kaldığınız anlamına gelir. eğer kırmızı, mavi ya da yeşil renkte idrar fark ederseniz, enfeksiyon şüphesi ile bir üroloğa görünmeniz gerekir. Peniste koku oluşması ile mantar enfeksiyonu ya da cinsel yolla bulaşan başka bir hastalığın işareti olabilir. Aynı şekilde sertleşme sırasında ağrı hissediliyorsa da bir uzmana danışmak gerekebilir. ea70a69fa7734ab8b8c34c5ff0e5f1dc

19 Aralık 2019 Perşembe

Sinirleri sakinleştirmenin yolları

Yoğun iş hayatı ve büyük şehirde yaşayan birçok kişi stres ve sinirle mücadele edebiliyor. Sinirlerinizi sakinleştirmek için bazı püf noktaları sizinle paylaştık. Dışa vurmanızın nedeni ne olursa olsun, sinirlerinizi sakinleştirmek için ilk yol soruna neyin neden olduğunu belirlemektir.

Gergin olan kaslarını gevşetin

Sinir krizi anında vücudunuzdaki kaslar da gerilmeye başlar çünkü ağır bir adrenalin yükü oluştururlar. Böyle bir durumda kollarınızı esneterek ya da bazı çömelme hareketlerini yaparak, yoğun duygulara eşlik eden gerginliği serbest bırakmaya yardım edebilirsiniz.

Kendinizi rahat hissedebileceğiniz bir alanda bulunun

Sinir krizi anında, çevrenizde insanların olması sizi daha da kötü yapabilir. Böyle bir durumda sorunu tetikleyen her ne ise ondan uzaklaşın. Sakinleşmenizi ve olayları daha açık bir şekilde görmenizi sağlayacak bakış açısını elde etmek için sorun yaratan şeylerden zihninizi uzaklaştırın. Yeniden sakinleşmenizi sağlayacak bir yer bulmak iyi bir fikirdir. Bunun fiziksel ya da zihinsel bir yer olup olmaması önemli değildir. Önemli olan kendinizi orada iyi hissetmenizdir.

Strese karşı bitki çayları için

Yatıştırıcı ve rahatlatıcı özellikleri olan çok sayıda çeşitli şifalı bitki bulunmaktadır. Melisa ve limon otu en bilinen ve en etkili olanlardır. Kedi otu, ıhlamur ve lavanta çaylarını da listeye ekleyin çünkü, bu çaylar rahatlamayı sağlar ve endişeyi azaltır.

Derin derin nefes alın

Derin nefes almak, sinirlerinizi sakinleştirmek ve hızlı bir şekilde iç rahatlığı elde etmek için en kolay ve en etkili yöntemdir. Peki, derin nefes nasıl alınır? -Burnunuzdan yavaş bir şekilde nefes alın.-Karnınızın hava ile dolduğunu hissedin.-Yavaş bir şekilde beşe kadar sayın.-Nefesinizi dört saniye boyunca tutun.-Beşe kadar sayarken ağzınızdan yavaşça nefes verin.-Yavaş nefes almak, kalp çarpıntısını rahatlatır. Bu beyne oksijen sağlar ve sakin bir durumu teşvik etmekten sorumlu olan parasempatik sinir sistemini aktive eder.

Diğer yöntemler

Bu yöntemler dışında dans etmek, egzersiz yapmak, yoga yapmak, müzik dinlemek, kendinize biraz zaman ayırmak, rahatlatıcı banyolar, meditasyon, ve masaj sinir atakları ile savaşmaya yardımcı olabilir. Zihninizi nasıl sakinleştireceğinizi öğrenmek çok önemlidir. Her gün beklentiler, kaygılar ve yapılacak çok sayıda şey nedeniyle rahatsız hissedersiniz. Farkındalık, düşüncelerinizi ve duygularınızı kontrol etmenize yardım eden etkili bir yöntemdir.

accee064a0914be18c71365bda846a5d

Rahim ağzı kanserini tarihe karıştıracak formül

Avrupa Jinekoloji Onkoloji Derneği Kanser Önleme Grubu Başkanı Doç.Dr. Murat Gültekin, 2020'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda rahim ağzı kanserinin '2 aşı 2 tarama' yöntemiyle yok edilebileceğine dair bir rapor sunacaklarını açıkladı. Eğer bu yöntem genel kuruldan geçerse dünya genelinde aşı ve tarama zorunlu olacak

Ankara'da Kanserle Dans Derneği ve Hacettepe Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen 'Dünya Jinekolojik Onkoloji Günü' etkinliğine katılan Doç.Dr. Murat Gültekin, rahim ağzı kanseriyle mücadele kapsamında yapılan çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Hastalıkla mücadelede, Dünya Sağlık Örgütü'nün seçtiği 100 bilim adamından biri olan Doç.Dr. Gültekin, 19 Eylül 2020 tarihinde Newyork'ta BM Genel Kurulu'nda devlet başkanlarına rahim ağzı kanserinin '2 aşı 2 tarama' yöntemiyle yok edilebileceğine dair hazırladıkları raporu sunacaklarını açıkladı. Doç. Dr. Gültekin, raporun genel kuruldan geçmesi halinde dünya genelinde aşı ve taramanın zorunlu hale geleceğini belirterek şöyle konuştu:


"Rahim ağzı kanseri için 2 aşı, 2 tarama, sıfıra sıfır, tamamen elimine hale getirilebilir. 2020'de bu genel kuruldan geçerse bütün dünya genelinde aşı ve tarama zorunlu olacak. Bu ne demek? En fazla 90 yıl içinde dünyanın tarihinde ilk defa bir kanser elimine edilmiş olacak. Bu, kanserde bana göre tarihi bir an.


Buna göre 11-12 yaş arasındaki kızlara 2 doz aşı yapılacak. Böylece kanserden korunmuş olacaklar. 30-45 yaşlarında da iki kez kanser taraması yapılacak ve kanser virüsü yüzde 90-95 oranında yakalanacak. Bu yüzyılın sonuna gelmeden bu kanserin tamamen dünyada elimine edileceği anlamına geliyor."


Adını bile duymamışlar!

Doç.Dr. Murat Gültekin, Avrupa Jinekolojik Kanserleri Hasta Dernekleri Birliği (ENGAGe) üyesi ülkelerce Avrupa'da 10 ülkede 1436 hasta üzerinde yapılan araştırma sonuçlarını da açıkladı. Doç.Dr. Gültekin, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Almanya, İngiltere, Yunanistan, Macaristan, Polonya, Sırbistan, İspanya ve Türkiye'de yapılan araştırma sonuçlarına göre jinekolojik kanser tanısı almış hastaların yüzde 30'unun hayatı boyunca hiç kanser taraması yaptırmadığının tespit edildiğini bildirdi. Gültekin, hastaların yüzde 40'ının tanı konulan kanser türünün adını hiç duymadığının ortaya çıktığını anlatarak "Bu kadınlar hayatında 'rahim' ya da 'yumurtalık kanseri' adını hiç duymamış. Yüzde 40'ı 'aşı' ya da 'tarama' nedir duymamış.

Yine araştırma sonucuna göre kanser teşhisi konduktan sonra yüzde 32'si bir aydan fazla beklemişler tedavi için. Bunlar çok acı gerçekler. Hastalara sosyal desteği sorduk. Psikolojik destek yüzde 62 oranında, doktor ve hastaneden sosyal desteğin oranı ise yüzde 13. Jinekolojik ameliyattan sonra cinsel terapi alanların oranı yüzde 5. Doktorlarıyla iletişimden memnun olma oranı da yüzde 55-60 arasında değişiyor. Hastaların neredeyse yarısı kanser teşhisini aldıktan sonra hekimle zayıf bir ilişkiye başlıyor" dedi.


23449c6a4608404eb35a9c4b454df99f

Doğal afrodizyak ‘Çakşır Kökü’

Zonguldak'ta 22 yıldır aktarlık yapan İsmail Yılmaz, Viagra'ya bitkisel rakip olarak gösterilen Çakşır Kökü'ne vatandaşların rağbet ettiklerini belirtti.

Araştırmacıların Çakşır Kökü bitkisinin cinsel gücü artırıcı ilaç olarak kullanılan 'Viagra'ya ham madde olabilecek nitelikte olduğunu açıkladığını ifade eden Yılmaz, aktarlarında bulunan bu bitkiye vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini söyledi.

Cinsel sorunlar yaşayan vatandaşlara doktorlar tarafından da tavsiye edildiğini vurgulayan Yılmaz konuşmasında, "Araştırmacılar, Çakşır Kökü bitkisinin cinsel gücü artırıcı ilaç olarak kullanılan Viagra'ya ham madde olabilecek nitelikte olduğunu açıkladı.

Bu şifalı bitkinin önemli olan cinsel sorunlar için ince öğüterek balla karıştırıp yenilmesini tavsiye ediyoruz. İlaç olarak da afrodizyak etkisinden yararlanılmaktadır. Özellikle doktorlar hastalarına Çakşır Kökü tavsiye ediyor. Cinsel sorunlar yaşayan vatandaşlarımızın bu bitkisel kökü denemelerinde fayda var" dedi. (İHA)

Cinsel Arzuyu Arttıran Besinler

64170017173d4bd7a55fe441b9a37acf

Soğuk havalarda bağışıklık sistemini güçlendiren ham bal kürü

Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre her yıl 1 milyar insan grip virüsüne yakalanıyor. Antik çağlardan beri 'antibiyotik' olarak kullanılan ve bağışıklık sisteminin koruyucuları arasında yer alan ham bal, içinde ham protein, çeşitli mineral ve enzimler barındırıyor. Bu kapsamda 35 yıllık bal gurmesi Ahmet Bağran Aksoy, balın tüm faydalarını ve "vücudu zırhlayan" özel kürün sırlarını anlattı.

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) verilerine göre her yıl ortalama 1 milyar insan grip virüsüne yakalanıyor. Her yıl mutasyona uğrayarak yeni yüzüyle karşımıza çıkan virüs, Türkiye'de de milyonlarca insanı hasta ederek salgınlara sebep oluyor. Mevsim değişikliğinin yaşandığı, kapalı alanlara kısıtlandığımız sonbahar ve kış aylarında bulaşıcılığını arttıran griple mücadelede doğal yöntemler kullanmak mümkün.35 yıllık bal üreticisi Etabal Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bağran Aksoy, yıllar önce kendisi için geliştirdiği "vücudu zırhlayan özel kür" adlı ham bal, polen, arı sütü, propolis ten oluşan özel karışımın faydalarını paylaştı.


Hiçbir işlemden geçmemiş ham bal

Ham bal; arı kovanından sofralara doğrudan gelen, ısıtma gibi endüstriyel hiçbir işlemden geçmeyen tabiatta bulunabilecek en doğal baldır. Kovandan sağıldığı gibi hiçbir işlemden geçirilmeden tüketime sunulduğundan içeriğinde kayba uğramayan ham bal, Dünya Sağlık Örgütü tarafından hastalıklardan koruyan besinler listesinde yer alıyor.

Henüz sırları keşfedilmeyen şifa kaynağı: Arı sütü

Arıların genç üyelerini beslemek için salgıladığı 'arı sütü' bileşimi itibariyle oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Su, protein, yağ, şeker, mikro elementler, arıların salgıladığı enzimler, hormonlar, vitaminler ve çeşitli yağ asitleri içeren arı sütü bileşimi henüz tam olarak belirlenememiştir. Japonya, Çin, ABD ve Kanada gibi ülkelerde bağışıklık sistemini koruyucu gıda takviyesi olarak sıklıkla tüketilen arı sütünün, fiziksel performansı arttırıcı, yenileyici ve bağışıklık sistemini güçlendirici özelliklere sahiptir.

Arı gıdası: Polen

Çiçekli bitkilerin döllenmede kullandığı polen, protein, karbonhidrat, flavonoidler, karotenoidler ve vitaminler açısından zengin bir içeriğe sahiptir. Eski Doğu Bloğu ülkelerinde amino asit kaynağı olarak tüketilen Polen, arılar tarafından da besin olarak kullanılır.

Antik çağlardan beri antibiyotik olarak kullanılıyor

İsmi Yunanca'da 'pro' 'polis' kelimelerinden türeyen propolis, arıların kovanlarını korumak için ürettikleri bir tür biyolojik inşa malzemesidir. Özellikle eski Doğu Bloğu ülkeleri tarafından yararları hakkında araştırmalar yapılan propolis, kovanı ve arı yavrularını dış tehditlerden korumak için üretildiğinden antibakteriyal, antiviral, antifungal, antioksidan, antiparazitik özellikler gösterir. Antik çağlarda Yunan ve Roma medeniyetleri propolisi açık yaraları sarmak için dezenfektan olarak kullanmıştır.

Hepsinin bir araya geldiği 'zırhlandıran' birleşim

35 yıllık bal üreticisi Etabal Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bağran Aksoy, yıllar önce spor antremanlarında kendisine destek olması için geliştirdiği 'zırhlayan' adlı gıda takviyesinde ham bal, polen, propolis, arı sütü ve zencefili bir araya getiriyor.

500 gram ham bala karıştırılan ürünler grip salgınının başladığı sonbahar-kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendiriyor, enerji veriyor ve metabolizmanın hızlanmasına katkıda bulunuyor. Bu kürün içerisine konan ürünlerin 'doğal' ve kaliteli olmasına vurgu yapan Aksoy, vitamin, protein, enzim ve minerallerin korunması için pastörize edilmemiş ürünlerin kullanılması önem taşıyor" ifadelerini kullandı.


a52ac51932154465a1ff38d5635bba98

15 Aralık 2019 Pazar

Akupunktur ile zayıflama mümkün mü?

Hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenmenin yarattığı en büyük dert, kilolar. Hal böyle olunca birçok kişinin hayali, aldığı kiloları hızlıca ve zorlanmadan vermek oluyor. Peki binlerce yıldır kullanılan ve geleneksel bir yöntem olan akupunktur, kilo vermede ne kadar işe yarıyor? Bakın uzmanlar ne dedi

Senim TANAY KARAKUŞ/PembeNar Özel senim.tanay@milliyet.com.tr Zayıflamak, kilo problemi yaşayanların kafasını meşgul eden fakat bir türlü harekete geçemedikleri, hep erteledikleri, "Yarın başlarım" dedikleri stresli bir olay. Bazı hastaların diyete hiç başlamadığını, bazılarının ise başlayıp devam ettiremediğini söyleyen Uzm.Dr. Evren Kul Panza "Kimimizin yoğun iş temposunun ardından gün sonunda spor yapmak için enerjisi kalmamıştır kimimizin ise diğer günlük meşgaleler sebebiyle kendine ayıracak vakti yoktur. Bazıları iştahını ve yeme isteğini bir türlü kontrol edemez bazıları da stresini ancak aşırı yemek yiyerek atar.


İşte tüm bu sebeplerden dolayı imkânsız hale gelen kilo verme olayı, sürekli ertelenen bir çıkmazın içine girer. Kilo problemi yaşayan tüm bu hasta grupları için akupunktur tedavisi, kişiyi kısır döngüden kurtarır. Zahmetsizdir, hemen başlanabilir. Sadece kilo verme değil, hastanın başka birçok sağlık problemini de düzeltici etkiye sahiptir" dedi.


"Yan gelip yatarak yağlardan kurtulma Türk kadınlarının en büyük sevdası" diyen İç Hastalıkları Uzmanı Prof.Dr. Osman Müftüoğlu ise akupunkturun zayıflama üzerindeki etkisini şu sözlerle açıkladı: "Akupunktur binlerce yıldır kullanılan geleneksel bir yöntem.


Ona bir 'Tedavi aracıdır' diyemiyorum ama tamamlayıcı tıp alanının önemli ve etkili silahlarından biri olduğundan da şüphe etmiyorum" diyor.


Bilim insanları da bu konudaki araştırmaların henüz sınırlı olduğunu belirterek "Akupunktur tedavisi zayıflatıyor" iddialarına şüpheyle yaklaşıyor. Yapılan araştırmalar, obezite tedavisinde akupunkturun yardımcı bir tedavi olarak kullanılmasına onay verir nitelikte. İyi bir egzersiz ve doğru bir beslenme planıyla eş zamanlı uygulanan akupunktur tedavisi ise iştahı azaltmadan stresle mücadeleye kadar pek çok sağlık probleminde olumlu sonuçlar veriyor.


Akupunktur nedir?

Latince "akus" batırmak ve "punktura" nokta anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden oluşan akupunktur, 2 bin 500 yıl önce eski Çin'de ortaya çıkmış bir tedavi metodudur.

Akupunktur nasıl uygulanır?

Vücuttaki belirli noktalara ince iğneler batırılarak uygulanır. Bu sayede vücut enerjisinin akışı yönlendirilerek yeniden dengelenme sağlanır.

Akupunktur tedavisi nasıl yapılır?

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Evren Kul Panza "Tedavi seanslar şeklinde düzenlenir. Her seans ortalama 20 dakika sürer. Tedavinin başında seanslar haftada 2 gün, sonrasında haftada 1 gün olarak planlanır. 5-6 seanstan sonra beklenen sonuç alınmaya başlar.

Hastalar, uygulamadan sonra iştahlarında azalma olduğunu hissetmeye başlar. Sonraki süreçte ise diyetisyene devam eden hastalar, beraberinde aldıkları akupunktur tedavisi ile diyetlerine daha kolay uyum sağlar ve diyet yapmada zorlanmazlar" diye konuştu.


Akupunktur kilo vermeye nasıl etki eder?

İştahı azaltır. Midede çabuk doyma ve şişkinlik hissi yaratır. Metabolizmayı hızlandırır. Anksiyete, kaygı ve stresin yol açtığı gereksiz yeme nöbetlerini engeller. Uykuyu düzenler. Kişiyi huzurlu, mutlu yapar.

bcbfcbc9f0094332aa012b183b5e196a

Çocuğunuz yemek yerken yoruluyorsa bu neyin işareti?

Çocuğunuz yemek yerken terliyor veya kısa bir süre dinlenmeye ihtiyaç duyuyorsa asla göz ardı etmeyin! Bu durum, bir kalp hastalığının habercisi olabilir. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof.Dr. Tuğçin Bora Polat ebeveynleri uyardı

Hayatın her döneminde ve her yaş grubunda görülebilen kalp hastalıklarına bebekler ve çocuklarda da rastlanabiliyor. Ancak yetişkinler kadar rahatsızlıklarının farkında olamayan ya da yaşadıkları sorunları dile getiremeyen küçük yaşlardaki çocukların kalp sağlığının düzenli olarak kontrol edilmesi büyük önem taşıyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof.Dr. Tuğçin Bora Polat, bebek ve çocuklarda hayati risk taşıyabilen kalp hastalıklarının belirtileri konusunda ebeveynleri uyardı.


Terleme ve morluklar varsa...

Çocuklarda kalp hastalıkları belirtilerini sıralayan Prof.Dr. Polat, "Süt çocukluğundan itibaren çocukta beslenirken terleme veya kısa süreli beslenme ve dinlenmeye ihtiyaç duyması, çocuğun kilo alamaması, nefes nefese kalması, sık enfeksiyon geçirmesi bir kalp hastalığının olduğunu düşündürebilir. Aralıklı morarma veya çocuğun genelde mor olması veya siyanotik dediğimiz oksijen seviyesinin düşüklüğü ile giden kalp hastalıklarını düşündürebilir" dedi.

Anne karnındaki dönemde yapılan değerlendirmelerle kalp sağlığı açısından nasıl bir bebekle karşılaşacağının bilgisini anne ve babalarla paylaşabildiklerini anlatan Prof.Dr. Polat, "Doğumsal kalp hastalıkları çocukların yüzde 1'inde görülür. Bunların bir kısmı daha küçük ve sorunsuz rahatsızlıklar olabiliyor ama ciddi olanları da var. Miyokardit, perikardit gibi durumlar olmakla birlikte özellikle en sık romatizmal kalp hastalıkları, kapakçıkların bozulmasıyla gelen hastalıklar daha ön plana çıkıyor" ifadelerini kullandı.


3 yaşından sonra tansiyonuna baktırın

Çocukların kalp sağlığı muayenelerinin çocuk hekimlerince düzenli olarak yapılması gerektiğine dikkat çeken Prof.Dr. Polat, özellikle 3 yaşından sonra tansiyonlarının değerlendirilmesinin Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından da önerildiğini hatırlattı. Polat, ailelere şu önerilerde bulundu:

İyi beslenme ve spor şart!

"Bebek ve çocuklarda kalp muayeneleri çocuk kardiyologlarınca düzenli olarak yapılmalı. Bu tür kontroller kesinlikle can yakıcı veya çocuğu zorlayıcı işlemler değil. Genel anlamda ultrason, EKG gibi tanı yöntemleri ile sonuca varılabilir. Çocuk kalp sağlığını en çok etkileyen unsurlar, günümüz toplumlarındaki hareketsizlik, obezite ve kötü beslenme alışkanlıklarıdır. Çocukların belirli spor dallarıyla ilgilenmesi, yüksek proteinli beslenme alışkanlıklarının geliştirilmesi, özellikle mobil cihaz, monitör önündeki sürelerin günde 40 dakikanın üzerine tutulmaması gibi bazı kurallarımız var."

c1674275abc3421f93d65b40086f5b04

Yaz mevsiminde kadın hastalıkları neden artar?

Yaz aylarında aşırı sıcaklar ve fazla terleme, yetersiz hijyenik koşullarla birleşince jinekolojik problemlerin artmasına yol açabiliyor.Kadın Hastalıkları Doğum Ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Suzan Gençsoy açıkladı.

İdrar yolları enfeksiyonları

Yaz aylarında sıklıkla görülen idrar yolu enfeksiyonları, 'üretra' adı verilen idrarı mesaneden dışarı taşıyan kanaldan bakterilerin bulaşması ile oluşur. İdrar yolu enfeksiyonunun en tipik belirtileri, idrarı boşaltma sırasında veya sonrasında ortaya çıkan yanma hissi, sık idrara çıkma isteği, karın alt bölgesinde ağrı ve rahatsızlık hissi, idrarın bulanık ve kokulu olmasıdır. Tanı konulması ve tedavisi kolay olmakla birlikte, eğer ihmal edilirse ciddi böbrek enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Bu belirtilerle karşılaşıldığında mutlaka doktora gitmek gerekir.

Nasıl önlem alabiliriz?

- Temizliğinden emin olmadığınız havuzlara girmeyin

- Mesanenizi sık sık boşaltın

- Günde en az 2.5 litre su için

Vajinal enfeksyonlar

Vajinada doğal ve yararlı bakterilerin yanısıra, uygun şartları bulduğu an baskın hale gelerek sağlık sorunlarına neden olabilen zararlı bakteriler de vardır. Bu patojen bakterileri harekete geçiren şartlar ise aşırı sıcak, terleme ve neme bağlı değişikliklerdir.

En sık görülen vajinal enfeksiyonlar arasında bakteriyel vajinozis ve mantar enfeksyonlarıdır. Bu enfeksiyonlar mantar hücreleri ya da bakterilerin aşırı üremesi sonucu ortaya çıkar ve genelde genital bölgede kaşıntı, yanma, rahatsızlık hissi, kızarıklık ve vajinal akıntı ile belirti verir. Tedavi edilmediği taktirde bu lokal vajinal enfeksiyonlar daha ciddi yumurtalık iltihaplarına kadar varan problemlere yol açabilmektedir.

Nasıl önlem alabiliriz?

İç giyiminize özen gösterin, pamuklu olanları tercih edin, sentetik ve dar olmamasına dikkat edin

Yaz aylarında giyiminizi tamamen pamuklu iç çamaşırlarından oluşacak şekilde ayarlamalısınız. Çok terlediğiniz durumlarda ise mutlaka pamuklu da olsa iç çamaşırınızı kuru olanla değiştirmelisiniz. Sentetik ve dar kıyafetler hava sirkülasyonunu önledikleri için , nem oranı yüksek seyreder ve kötü bakterilerin çoğalmasına sebep olurlar.

- Havuz ve denizden çıkınca duş alıp kurulanın ,asla ıslak mayo ile oturmayın.

Havuz ve deniz suyu vajenin PH ortamını bozabilir ve enfeksiyonlara davet oluşturabilir. Sudan çıkınca hemen duş alıp kurulanmak ve kuru mayo veya iç çamaşırı giyimek gerekir.

- Günlük pet kullanmak isterseniz yüzeyi pamuklu olanları tercih edin

- Tampon kullanmak isterseniz sıkça değiştirmeniz gerekir.

- Havuzlara çok yoğun saatlerde girmemeye özen gösterin veya denizi tercih edin

- Sıkça mantar enfeksiyonu olursanız diyet seçiminizde karbonhidrattan yoksun olanı tercih edin ve bolca probiotikler kullanın.

- Asla nemli havlu kullanmayın veya havlunuzu başka biriyle paylaşmayın.

Sizin İçin SeçtiklerimizVikings: Free Online GameBu oyun can sıkıntısını sonsuza kadar bitiriyor!Vikings: Free Online GameDesert Order (Strateji Oyunu)Bir uçak seç ve bu Oyunu 2 Dakika oynaDesert Order (Strateji Oyunu)ABD Göç HizmetleriYeni hayatınızı Amerika'da başlatın!ABD Göç HizmetleriTaboola'danTaboola'dan 77e043b91c2442d1ba9cf46c4b6b63de

Cinsel gücü arttıran 3 bin yıllık ot

Bitkisel zayıflama sektöründe çok oyun oynandı. Bu oyunlar "cinsel güç pazarı"nda da dönüyor. Sonsuz cinsel güç isteği bu tip suistimallere her zaman yol açıyor. Üstelik yine masum şifalı bitkiler söz konusu.

Sizin İçin SeçtiklerimizVikings: Free Online GameBu oyun can sıkıntısını sonsuza kadar bitiriyor!Vikings: Free Online GameDesert Order (Strateji Oyunu)Bir uçak seç ve bu Oyunu 2 Dakika oynaDesert Order (Strateji Oyunu)ABD Göç HizmetleriYeni hayatınızı Amerika'da başlatın!ABD Göç HizmetleriTaboola'danTaboola'dan 50b0e156886a4db3929958be16d25a24

7 Aralık 2019 Cumartesi

Yürürken gelen ağrılara dikkat!

En sık, yürürken gelen anı ağrıyla belirti veren bacak damar tıkanıkları, ilk etapta ilaç tedavisiyle kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Eğer sorun tıbbı tedavi ve yaşam şekli değişikliği ile geçmezse, bu kez balon, stent ve cerrahi gibi yaklaşımlar devreye giriyor.

Vücudu saran damar sisteminde ortaya çıkan damar sertliği; en sık kalp, boyun ve beyni besleyenler damarlar ile bacaklarda görülüyor. Kimi hastaların hem kalp, hem bacak hem de beyin damarlarında olurken; kimilerinde de sadece bacaklarda ortaya çıkabiliyor. Bacakta ortaya çıkan damar tıkanıklıkları, en çok yürürken oluşan ağrıyla kendini belli ediyor. Dolayısıyla bu tür bir belirti ortaya çıktığında, bacak damarlarında sorun olduğunu düşünmek gerekiyor. Damar sertliğini oluşturan faktörler, bacak damar tıkanıklıkları için de geçerli. Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Soner Sanioğlu; sigara içmek, yüksek kolesterol ve ailesel damar hastalığı öyküsü gibi aslında yaygın olarak bilinen risk faktörlerinin bulunduğu hastalarda damar tıkanıklığına rastlamanın da mümkün olduğunu belirtiyor: "Hastalar bazen yürümekle ortaya çıkan ağrıyı önemsemeyebiliyor. Ancak ilerleyen dönemlerde bu belirtiye yara açılmaları, dinlenirken de ağrı yaşanması hatta uzuv kayıplarına kadar gidebilen sonuçlar eklenebiliyor."


YÜRÜRKEN GELEN AĞRIYLA BELİRTİ VERİYOR

Bacak damarlarında ortaya çıkan ağrı, kimi zaman genel bir damar rahatsızlığının belirtisi de olabiliyor. Bu durumda kalp ve boyun damarlarının da incelenmesi gerekiyor. Bacak damarlarında sorun olan hastaların çoğunlukla kalp damarları nedeniyle sıkıntı yaşadığını söyleyen Prof. Dr. Soner Sanioğlu, dikkat edilmesi gereken belirtileri şöyle anlatıyor: "Kişiyi yürürken durduran bir ağrı oluşursa, bundan şüphelenmek ve gerekli incelemeleri yapmak önem taşıyor. Sözünü ettiğimiz ağrı yürürken ortaya çıkıyor, biraz dinlenince kayboluyor, sonra yine hissediliyor. Kişi, ağrı geldiğinde çevresine fark ettirmemek için vitrine bakar gibi davranıyor. 'Vitrin hastalığı' adını da buradan alıyor. Bunun başka sebepleri de olabiliyor ama en sık damar rahatsızlıkları nedeniyle ortaya çıkıyor."

HASTALIK YOK, HASTA VAR!

Damar tıkanıklığının tanısında bazen ultrasonografik, bazen de anjiyo gibi invaziv yöntemler kullanılıyor. Eğer hastada sadece yürürken ortaya çıkan bir ağrı varsa, bu durum sosyal yaşamını etkilemiyorsa, uzuv kaybı yaratabilecek bir durumu ya da yarası yoksa öncelikle ilaç tedavisi uygulanıyor. İstenilen sonuç alınamazsa bu kez iki seçenek gündeme geliyor. Balon ya da stentle damarlar açılıyor veya cerrahi olarak bacağın kanlanması sağlanıyor. Her damar tıkanıklığının açılmak zorunda olmasa da tedavi edilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Soner Sanioğlu, "Bu tür rahatsızlıklarda, belirgin olarak yaşamı etkileyen hastalığa karşı yaklaşım yani kişinin kendine bakması gerekiyor. Risk azaltıcı ilaçların düzenli kullanılması ve yaşamında bazı değişiklikler yapması önem taşıyor. Örneğin, hastanın kalp damarı açılır ama kişi sigara içmeye devam ederse, ilaçlarını düzenli kullanmazsa kalp krizi geçirme riski yükselir. Dolayısıyla tedavinin mutlaka yapılması, hastanın yaşam değişikliği konusunda cesaretlendirilmesi ve bunun öneminin vurgulanması şart! İlaç tedavisiyle yanıt alınamayan durumlarda ise girişimsel tedaviye ihtiyaç duyuluyor: Cerrahi, balon veya stent... Bunların dışında ayrıca aterektomi cihazları ile birtakım başka yöntemler de var. Dolayısıyla hangi tedavi şeklinin hasta için daha doğru ve iyi bir seçenek olduğu hem kişiye hem de diğer sağlık problemleri ile birtakım faktörlere bağlı olarak değişiyor. Bu sürecin; hastalık yok, hasta var mantığıyla, kişiye özel olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Eğer tıkanıklık yukarı kısımda ve kısaysa daha çok stent tercih ediliyor. Çok uzun boylu ve çok zamandır var olan darlıklarda ise cerrahi devreye giriyor. Ama burada bir nokta var: Balon ya da stent düşünülerek yapılacak tedavinin, hastanın ilerideki cerrahi şansını yok etmemesi gerekiyor" diyor.

BU ÖNERİLERE DİKKAT!

Özellikle aile öyküsünde kalp ya da damar rahatsızlığı olduğu bilinen kişilerin, yürürken onları durmaya zorlayan ağrıları olması halinde mutlaka bir uzmana başvurması gerekiyor. Bu durum, yüzde 100 olmasa da altta yatan bir damar hastalığına işaret edebiliyor. Ancak bazen benzer sorunların omurilik kanalında sıkışıklık (dar kanal hastalığı) ile bazı toplardamar rahatsızlıklarında da görülebildiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Soner Sanioğlu, damar sağlığını korumak için alınması gereken önlemleri ise şöyle anlatıyor: "Genetik faktörler değiştirilemeyeceği için kişinin varsa tansiyon sorununu kontrol altına alması, Akdeniz tipi beslenmesi, sigara kullanıyorsa bırakması ve egzersiz yapması damar sağlığı açısından büyük önem taşıyor."

a6230f6439304399aadabb7787724bec

Kanserli çocuklara umut olmak için koştular

Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV), Avrupa Birliği tarafından desteklenen "Sürdürülebilir Fon Yönetimi ve Sistemleri Projesi" çerçevesinde 22 Eylül 2019 Pazar günü Büyükada'da KAÇUV Umut Koşusu'nu gerçekleştirdi. KAÇUV Umut Koşusu ile her yaştan gönüllü çocukluk çağı kanserine farkındalık için koştu

2000 yılında maddi sorunları nedeniyle kanser tedavileri aksama riski taşıyan çocuklar ve ailelerine destek sağlamak amacıyla kurulan KAÇUV, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Sivil Toplum Destek Programı II kapsamında yürütülen "Sürdürülebilir Fon Yönetimi ve Sistemleri Projesi" çerçevesinde 22 Eylül 2019 Pazar günü Büyükada'da KAÇUV Umut Koşusu'nu düzenledi. Çocukluk çağı kanserine dikkat çekmek, bu konuda kamuoyunda farkındalık yaratmak ve erken tanının önemini vurgulamayı hedefleyen KAÇUV Umut Koşusu'nda 1200 kişi adımlarını umut olmak için atarken etkinliğe 2000'e yakın katılım oldu.

Startı saat 10.00 Mehmet Bölük Parkı'ndan verilen koşu 11.2 km'lik bir parkurda gerçekleşti. Koşunun ardından dereceye girenlere ödülleri Adalar Kaymakamı Dr. Mustafa Ayhan, Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül, KAÇUV Yönetim Kurulu Üyesi Selçuk Öncer, KAÇUV Yönetim Kurulu Üyesi Nur Alpınar tarafından takdim edildi. Genel erkek kategorisinde koşunun birinciliğini Fatih Küçüker, ikinciliğini Musa Achilov, üçüncülüğünü ise Fatih Kuşkurdan aldı. Genel kadın kategorisinde ise birinciliği Rojin Selgi, ikinciliği Hülya Tanrıyaşükür, üçüncülüğüde Özlem Öztürk aldı.

Sizin İçin SeçtiklerimizVikings: Free Online GameBu oyun can sıkıntısını sonsuza kadar bitiriyor!Vikings: Free Online GameDesert Order (Strateji Oyunu)Bir uçak seç ve bu Oyunu 2 Dakika oynaDesert Order (Strateji Oyunu)ABD Göç HizmetleriYeni hayatınızı Amerika'da başlatın!ABD Göç HizmetleriTaboola'danTaboola'dan 25560a10598045688495693bbc2c54d1

Akşam 18.00'den sonra yemek kadınları hasta ediyor!

ABD'de yapılan araştırmaya göre, günlük kalori miktarının büyük bölümünü akşam 18.00'den sonra alan kadınlarda kalp damar hastalıklarına yakalanma riski artıyor

Science Daily'de yer alan habere göre, New York kentindeki Columbia Üniversitesi'nde yaş ortalaması 33 olan 112 kadın üzerinde, kalp sağlığının incelendiği çalışma yürütüldü.


Akşam 18.00'den sonra yemek...

Bir yıllık çalışma sonucunda, günlük gereksinimleri olan kalori miktarının büyük bölümünü 18.00'den sonra alan kadınların, diğerlerine göre daha fazla kalp rahatsızlığı yaşadığı saptandı.

Araştırma, akşam saatlerinde alınan fazla kalorinin, beden kitle indeksinde artış ve yüksek tansiyon riskini artırdığını ortaya koydu.


'Sadece ne ve ne kadar yediğimiz değil, ne zaman yediğimiz de önemli'

Columbia Üniversitesi'nden Nour Makarem, "Şimdiye kadar kalp ve damar hastalıklarının engellemesi konusunda ne tükettiğimize ve ne kadar tükettiğimize odaklandık. Bu çalışmayla ne zaman yediğimizin de önemli olabileceği ortaya kondu" ifadesini kullandı.

98a5300afba84c84812fd29d54da249a

Kronik öksürüğü olanlara "gece beslenmesi" uyarısı

Uzun süreli geçmeyen öksürüğü bulunanlara, yatmadan en az dört saat önce her türlü beslenme alışkanlığını bitirmeleri uyarısı yapıldı.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Gülhane Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Gerek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mevsim geçişleri ile sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarının tipik belirtisinin öksürük olduğunu söyledi. Öksürüğün 8 haftadan uzun sürmesinin "kronik öksürük" olarak tanımlandığını ifade eden Gerek, kronik öksürüğün üst solunum yolu enfeksiyonları, alerji ve reflü gibi mide rahatsızlıklarıyla da görülebildiğini aktardı.


Mevsim geçişlerinde özellikle alerjisi bulunanlarda öksürüğün daha sık görüldüğüne işaret eden Gerek, "Öksürük değerlendirilirken mutlaka süresi, balgamlı olup olmadığı, gün içinde ortaya çıkış saatleri, şiddeti, tetikleyici faktörler ve eşlik eden diğer yakınmalar sorgulanmalıdır." dedi. Prof. Dr. Gerek, astımın da kronik öksürüğün ikinci en sık nedeni olduğunu vurgulayarak, "Yaz ve kış döneminde öksürüğü olmayan sadece mevsim geçişlerinde yoğun öksürük görülmesi durumu alerji ile ilgili bir problemin olduğunu gösterir. Kronik öksürük, Kulak Burun ve Boğaz, Alerji ve Göğüs Hastalıkları olmak üzere üç ayrı branş tarafından değerlendirilmesi gereken bir durumdur." diye konuştu.


- "Gece sütü reflüye yol açabiliyor"

Uzun süreli öksürükte beslenmenin de önemine değinen Gerek, "Kronik öksürüğü olan birinin özellikle gece yatmadan en az dört saat önceden her türlü yeme içme eylemini bitirmesi lazım. Son dört saatte içebileceğimiz tek şey, su olmalı. Meyve, kuruyemiş, çay ve kahve de öksürük nedeni olur. Bunlardan uzak durmak gerekir." dedi. Gerek, kronik öksürüğü bulunanların yaşadıkları ortama dikkat etmesi gerektiğini vurgulayarak, "Hava sıcaklığındaki düşüşle birlikte evlerde kaloriferler de yanmaya başlayacak. Ortamın yeteri kadar nemli olması gerekir. Eğer kuru bir ortam varsa bu da öksürük için önemli bir kuvvetlendirici ortam olur. Nem veren bir cihaz ya da kaloriferlerin üzerine bir su kabı koyarak da ortamın nemini sağlayabiliriz. Bu da öksürük noktasında çok rahatlatır." şeklinde konuştu.

Çocuklarda kronik öksürüğün en sık nedenlerinin üst hava yolu viral enfeksiyonları ve öksürükle seyreden astım olduğunu anlatan Gerek, şunları kaydetti: "Uzun süreli balgamlı öksürüğü olan çocukların aileleri büyük bir telaş içerisinde oluyor. Bunlara da baktığımız zaman genelinde yatmadan önce süt içen çocukların büyük bir bölümünde olduğunu görüyoruz. Süt, midede reflüye yol açabiliyor. Mideden gelen asit ve yiyecek karışımı da bu çocuğun akciğerine kaçtığı zaman balgamlı bir öksürüğe sebep olabiliyor. Çocuklarda da gece beslenmesine bu bakımından dikkat etmek gerekiyor." Prof. Dr. Gerek, öksürük tedavisinde en iyi ilacın su olduğunu, ıhlamur, kekik gibi doğal bitkilerle hazırlanan içeceklerin de tedaviye olumlu katkısı bulunduğunu sözlerine ekledi.


cfd962e21f9a4161b0c11ec12636a1af

6 Aralık 2019 Cuma

Baş ağrısına ne iyi gelir, ağrı nasıl geçer? Şiddetli ağrıya evde doğal yöntemler ile çözüm önerileri

Baş ağrısı günlük hayatta en çok karşılaşılan sağlık problemleri arasında yer almaktadır. Hal böyle olunca da baş ağrısına ne iyi gelir, şiddetli baş ağrısına evde çözüm yöntemleri nelerdir, baş ağrısını ne geçirir, iyi gelen şeyler nelerdir gibi sorular sık sık soruluyor. Zonklayıcı bir şekilde devam eden baş ağrısı günlük yaşantınızı kâbusa çevirebilir. Ancak evde uygulayabileceğiniz doğal yöntemlerle baş ağrısını iyileştirebileceksiniz. İşte baş ağrısına ne iyi gelir, baş ağrısına evde çözüm yöntemleri nelerdir sorularına verilen cevaplar…

Baş ağrısı günlük yaşantımızın neredeyse bir parçası haline gelmiş durumda. Her zaman kullandığımız ağrı kesici haplar, baş ağrısı için iyi bir tedavi yöntemi olmayacaktır.. Baş ağrısında ağrı kesicileri aşırı kullanmak, uzun vadeli çözümler getirmez.

Baş ağrısı sorunu birçok sebepten meydana gelmektedir. Sık sık baş ağrısı problemi ile karşı karşıya kalıyorsanız aşağıda vermiş olduğumuz nedenlerden en az bir tanesini yaşayarak baş ağrısı gelişmesine neden oluyor olabilirsiniz.

Baş ağrısını tetikleyen faktörler
1-
Yoğun stres
2- Düşük kan şekeri
3- Uyku yoksunluğu
4- Dehidrasyon
5- Sürekli ağrı kesici içmek

Normal günlük rutinden kopma gibi durumlar baş ağrısına neden olan en önemli etkenlerdendir..
Baş ağrısı tedavilerinin etkililiği bazen baş ağrısının asıl nedenine değinmekle ilgilidir. Farklı sebeplerden kaynaklanan baş ağrılarını gidermenize yardımcı olabilecek pek çok doğal yöntem bulunmaktadır. Bu doğal yöntemlerin en iyi özelliği, etkili olmalarının yanı sıra yan etkilere neden olmamalarıdır.

İşte baş ağrısına ne iyi gelir sorusunun cevapları ve baş ağrısına evde çözüm yöntemleri…

Baş ağrısına suyla mücadele

Susuzluğun bir diğer önemli belirtisi baş ağrısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Günlük su tüketiminiz 2 litrenin altında ise, baş ağrısı büyük olasılıkla dehidrasyona bağlıdır. Bu durumda, vücudunuzun su ihtiyacını karşılayarak baş ağrısından kurtulabilirsiniz.

Elma sirkesi

Malzemeler:

- 2 çorba kaşığı elma sirkesi
- 1 bardak sıcak su

Nasıl kullanılır?

• 1 su bardağı ılık suya 2 çorba kaşığı elma sirkesi ilave edin.
• İyice karıştırın.
• Baş ağrısından hızlı şekilde kurtulmak için yavaşça elma sirkesi suyunu için.

Bu içeceği günlük olarak tüketmek, vücudunuzdaki sıvıları dengeler ve böylece vücudunuzun susuz kalmasına engel olur.

Elma sirkesi, doğal ev ilaçlarının eski ustalarından biridir. Baş ağrısı dışında birçok doğal tedavi yöntemlerinde ilaç olarak kullanılmaktadır.

Limon suyu yöntemi

Malzemeler:

- Yarım limon
- 1 bardak sıcak su

Limon suyu yöntemi baş ağrısı için nasıl kullanılır?

Yarım limonu bir bardak sıcak suyun içerisine karıştırın.
Bu içeceği günde 2 kez tüketirseniz baş ağrısı sıkıntısından kurtulabilirsiniz. Limon suyu dehidratasyondan kaynaklanan baş ağrısını hafifletebilir. Limon suyu baş ağrısı ile savaşmanın yanı sıra aynı zamanda vücudun pH seviyesini dengeler ve sindirime de yardımcı olur. Limon suyu günlük olarak tüketildiğinde birçok bedensel işlevi düzeltebilen içecek olarak karşımıza çıkar.

Buz torbası yöntemi

Bireysel tercihler değişebilir, ancak genellikle migren hastaları soğuk uygulamayı tercih etmektedir. Öte yandan baş ağrısı, stresle veya soğuk algınlığıyla kendini gösterirse, sıcak uygulamaları da tercih edebilirsiniz.

Alın ve şakak bölgesine soğuk bir sıkıştırma uygulanırken, baş ağrısından hızlı bir şekilde kurtulmak için omuz arkasına sıcak kompres uygulanmalıdır. Etkili olması için uygulamayı tekrarlayabilirsiniz.

Soğuk uygulamalar buz torbaları veya naylon poşetlerle uygulanabilir. Ancak sıcak uygulamaları sıcak su veya sıcak su torbaları ile uygulamanız gerekmektedir.

Kahve ve çay yöntemi

Kahve ve çay da baş ağrısını hafifletmek için kullanılabilir. Bu iki içecek en popüler baş ağrısı çözümleri arasındadır.

Kahvenin içerisindeki kafein baş ağrısını azaltabilir. Enflamasyona uğramış kan damarları sinir uçlarına karşı baskı uyguladığında zonklama tipi baş ağrısı oluşur. Kafein, bu kan damarlarını daraltarak ağrıyı hafifletir. Kafein, ağrı kesicilerin vücutta emilmesini kolaylaştırarak baş ağrısının da hızlı bir şekilde etki göstermesine yardımcı olmaktadır.

Kahve ve çay baş ağrısı için nasıl kullanılmalıdır?

• Bir fincan çay içmek yatıştırıcı etkisi sayesinde muhtemelen baş ağrısını hızlı bir şekilde hafifletmeye yardımcı olacaktır.
• Zencefilli limon çayı, genellikle migren eşlik eden baş ağrısı ve mide bulantısı için etkili olabilir.

Eğer soğuktan kaynaklanan baş ağrısı çekiyorsanız, tarçın çayı da imdadınıza yetişebilir. Tarçın, , baş ağrısı için elementleri içerir ve magnezyum bakımından da oldukça zengindir. Tarçının içerisinde bulunan demir, kalsiyum ve diğer mineraller de migreni ve baş ağrılarını hafifletmeye yardımcı olur.

Aromaterapi yöntemi

Baş ağrısını hafifletmek için aroma terapi yöntemlerini deneyebilirsiniz. Nane, okaliptüs ve lavanta yağı gibi yağlar aromaterapi masaj tedavileri için uygun olabilir.
Nane ya oldukça rahatlatıcıdır ve acıyı bastırabilir. Baş bölgenizi rahatlatır ve yatıştırır. Ökaliptüs uçucu yağı ise, kan damarlarındaki şişmeyi azaltabilir, bu da baş ağrısını azaltmaya yardımcı olur.

Akupunktur noktaları

Akupunktur noktaları baş ağrısı ve çeşitli ağrıları önlemeye yardımcı olan Çin tedavi yöntemidir. Bu yöntem vücudun bir bölgesindeki belirli noktalarda baskı uygulayarak ve endorfin salınarak çalışır. Endorfinler ağrıyı hafifletmeye yardımcı olan doğal ağrı kesicilerdir.
Baş ağrılarından kurtulmak için çok az bir çaba sarf ederek kolayca Akupunktur noktalarına masaj uygulayabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey basınç noktasını bulmak ve üzerine yaklaşık 10 saniye sıkı bir baskı uygulamaktır.

Kaş arasındaki nokta

Kaşlar arasındaki orta noktada bulunan akupunktur basınç noktasını kolay bir şekilde bulabilirsiniz. Bu nokta, stres ve yorgunluğu giderir, stres ve yorgunluğun sebep olduğu baş ağrılarını hafifletir.

Burun ve göz yuvası arasındaki nokta

Bu akupunktur noktası burun köprüsünün ve göz yuvasının üzerinde, kaşlarınızın hemen altında bulunur. Stres veya soğuktan kaynaklanan baş ağrılarından kurtulmak için işaretçi parmaklarınızı kullanarak bu bölgeye baskı uygulayabilirsiniz.

a2f29839070a4f12a2c09093fe12dff3

"Kemik erimesine karşı kemik suyu tüketin"

Osteoporoz diğer adıyla kemik erimesinin vücuttaki kemiklerin zayıflamasına ve daha kırılgan hale gelmesine sebep olduğunu belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Gürkan Taşkale, "Kemik suyu tüketmek, özellikle de yemeklerde kemikli etin kullanılması kemik sağlığına yararlı olacaktır" dedi.

Kişide osteoporoz geliştiğinde belirgin bir şekilde boy kısalığı meydana geldiğinin altını çizen Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Gürkan Taşkale, "Osteoporoz genellikle vücutta bir kırık oluşmadıkça farkına varılmayan sinsi bir hastalıktır. Sırt ve bel bölgesindeki omurga kemikleri yeterince yük taşıyamadığı için kemikler yükseklik kaybına uğrar ve bu kemiklerin her birinin 1 mm azalması hastanın boyunda ortalama 3,5-4 cm azalmaya sebep olur.


Bu nedenle 55-60 yaşlarından itibaren boyda tespit edilen 3 cm ve daha fazla azalma osteoporozun en önemli belirtilerinden biridir. Bu hastalardaki en büyük problemlerden biri de kolay oluşan kemik kırıklarıdır. Özellikle sırt, bel, bacak ve kalça bölgesindeki ağrılar osteoporoz hastalarında en sık görülen belirtilerdir. Osteoporoz olan kişilerde kas kuvvetinde de azalma olduğu için bu kişiler kendilerini normalden daha güçsüz hissederler" diye konuştu.


Yemeklerde kemikli et kullanın

Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Gürkan Taşkale osteoporozun yaşın ilerlemesi ile görülen bir hastalık olduğunu söyledi ve kadınlarda özellikle menopozdan sonraki ilk 10 senenin riskli olduğunu belirtti. "Kemik erimesinden korunma çocukluk çağından itibaren başlamalı ve 25-30'lu yaşlara kadar sağlıklı bir yaşam sürmek ve doğru beslenmek oldukça önemlidir" diyen Dr. Taşkale, "Aşırı kilolu veya aşırı zayıf olmak kemik sağlığı için iyi olmayacaktır. Dengeli beslenmek, yeterli protein alımı, fosfor ve kalsiyumdan zengin beslenmek gereklidir. Kemik suyu tüketmek, özellikle yemeklerde kemikli etin kullanılması kemik sağlığına yararlı olacaktır. Kemikten alınan kolajen çok değerli bir protein yapısıdır. Tabi ki sağlık açısından her gün et tüketmek de doğru değil, sağlıklı bir insan haftada 2-3 gün kemikli etten yapılmış yemekleri tüketebilir" ifadelerini kullandı.

Hamsiyi kılçığı ile yiyebilirsiniz

Kemik sağlığını korumak için özellikle hamsi, alabalık ve somon gibi soğuk su balıklarını tüketmek gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Gürkan Taşkale, "Özellikle hamsi gibi kılçığı ile tüketilebilecek balıklar tercih edilmelidir. Balığın kılçığında bulunan kalsitonin maddesi kemik yapıcı özelliğe sahiptir. Bunun dışında balık; kalsiyum, fosfor ve protein açısından da zengin bir besindir. Kemik sağlığı üzerindeki en önemli vitaminler B, C, D, K, vitaminleridir. Bu nedenle besin gruplarından çeşitli beslenmek çok önemlidir. Çünkü bu vitaminlerin hepsini tek bir besin grubundan almak mümkün değildir" dedi.

D vitamini değerleri önemli

Osteoporoz tedavisi hakkında bilgiler veren Dr. Öğr. Üyesi Taşkale, "Öncelikle hastaların kemik metabolizmalarının Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı tarafından değerlendirilip, D vitamini, kalsiyum, fosfor ve diğer protein metabolizma değerlerinin ne durumda olduğunu kontrol etmesi gerekir. Eğer ihtiyaç varsa bu değerler için öncelikle bir tedavi uygulanıp, değerler normale döndükten sonra kemik erimesine neden olan faktörlerin kemik yıkımı mı yoksa yapım azlığı mı olduğu saptanmalıdır.

Eğer kişide vitamin eksikliği varsa bu durum yapım azlığı sonucu oluşan kemik erimesi olarak karşımıza çıkacaktır. Bu durumda kalsiyum ve D vitamini tedavisi uygulanabilir. Fakat kişinin kemik yıkımında da bir sorun varsa yani yaşlanma ve hormonlardaki azalmaya bağlı bir problem varsa kemik yıkımını azaltan ilaçlar ile tedavi uygulanır. Tüm bunların dışında kemik erimesine sebep olan başka hastalıkların olup olmadığı mutlaka tespit edilmeli, eğer böyle bir durum varsa saptanan hastalık tedavi edildiğinde kemik erimesi ile ilgili şikayetler de ortadan kalkacaktır" diye konuştu.


24f8183487fc4b9a84d646479840e106