29 Mart 2019 Cuma

Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çalışmak İsteyen Annelere ‘İş’te Anne’ Projesiyle Destek Verecek

Başkan Erdoğan tarafından açıklanan 100 Günlük Eylem Planı kapsamında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından uygulamaya konulacak İş’te Anne Projesiyle çalışmak isteyen anneleri iş gücü piyasasına kazandırılacak. Projeden yararlanan annelere kursa veya programa devam ettikleri günler için günlük 70 TL tutarında cep harçlık ödenecek. İŞKUR tarafından sanayi sektöründeki mesleklerde düzenlenen mesleki eğitim kurslarına veişbaşı eğitim programlarına katılan ve 2-5 yaş arasındaki çocuğu kreşe veya gündüz bakımevine devam eden anneler, kurs veya program süresince aylık 400 TL bakım desteğinden de yararlanabilecek.
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının konuyla ilgili yaptığı açıklamalar şöyle;
“KADINLARIMIZ AİLELERİ VE İŞ HAYATI ARASINDA KALMAKTAN KURTULACAK”
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak kadınlarımızın istihdamı bizim öncelikli konularımız arasında yer alıyor. Kadınlarımızı aileleri ile iş hayatı arasında kalmaktan kurtaracak, kadın işgücü potansiyelimizi en verimli şekilde kullanmak ve onların iş hayatını kolaylaştıracak yenilikçi çözümler üretmeye devam ediyoruz.
“İŞ’TE ANNE PROJESİ İLE ANNELER İŞGÜCÜ PİYASASINA KAZANDIRILACAK”
Bu kapsamda Bakanlığımızca uygulamaya konulacak olan İş’te Anne Projesiyle kadınlarımız hem çocuklarının hem de işlerinin başında olacak. Kadınlarımız anne olduktan sonra annelik sorumluluklarından feragat etmeden işlerini yapabilecekler. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan 100 Günlük Eylem Planı kapsamında hayata geçireceğimiz “İş’te Anne Projesi” çalışmak isteyen anneleri işgücü piyasasına kazandıracak.
Bu kapsamda, İŞKUR çalışmak isteyen kadınlarımızı mesleki eğitim kursları veya işbaşı eğitim programlarına yönlendirecek.
“70 TL TUTARINDA CEP HARÇLIĞI ÖDEYECEĞİZ”
Projeden yararlanan kadınlarımıza kursa veya programa devam ettikleri günler için günlük 70 TL tutarında cep harçlığı ödeyeceğiz. Ayrıca eğitim süresince katılımcıların iş kazası ve meslek hastalığı ile genel sağlık sigortası primleri yine İŞKUR tarafından karşılanarak sağlık hizmetlerinden de faydalanmalarını sağlayacağız.
ANNELER, 400 TL BAKIM DESTEĞİNDEN DE YARARLANABİLECEK
Kadınlarımızın iş hayatında daha fazla yer alması için bir başka projeyi de hayata geçirdik. İŞKUR tarafından sanayi sektöründeki mesleklerde düzenlenen mesleki eğitim kurslarına ve imalat sektöründeki mesleklerde düzenlenen işbaşı eğitim programlarına katılan ve 2-5 yaş arasındaki çocuğu kreşe veya gündüz bakımevine devam eden kadınlarımız, kurs veya program süresince aylık 400 TL bakım desteğinden de yararlanabilecek.
BAŞVURULAR ÇALIŞMA VE İŞ KURUMU İL MÜDÜRLÜKLERİ/HİZMET MERKEZLERİNE YAPILACAK
Kursiyerler tarafından destekten yararlanmak istenen çocuğa ait Nüfus Cüzdanı aslı ve kreş/gündüz bakımevi faturası, kreş/gündüz bakımevinden alınacak SGK Sicil Numarasının yer aldığı belge ile birlikte kurs/programı düzenleyen Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne/Hizmet Merkezine müracaat edilecektir.
“KADINLAR KOOPERATİFLE DAHA GÜÇLÜ OLACAK”
Bakanlığımız, kadın kooperatiflerinin güçlendirilmesi için de yeni çalışmalar yapıyor.
Bu çerçevede, kadınların pazarlama faaliyetlerine yönelik destekleyici politika ve uygulamalar geliştirileceğiz.
Kadın kooperatifleri alanında güvenilir ve karşılaştırılabilir verilerin elde edilebilmesi amacıyla veri tabanı oluşturulacağız.
Kadın kooperatifçiliği, destek mekanizmaları, işletme, yönetim, pazarlama ticaret/e-ticaret, ihracat/e-ihracat gibi konularda bilinçlendirme, eğitim ve rehberlik-danışmanlık çalışmaları düzenleyeceğiz.
Kadın kooperatiflerine yönelik etkin ve verimli çalışmaların sağlanabilmesi için kooperatiflerden sorumlu kurumlar bünyesinde “Kadın Kooperatifleri” birimleri kurulacak.
“KADIN KOOPERATİFLERİ İÇİN ÜÇ BAKANLIK İŞBİRLİĞİ YAPIYOR”
Ayrıca, Bakanlığımız, Ticaret Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı ile Kadın Kooperatiflerinin Güçlendirilmesi İşbirliği Protokolü imzalayacağız.
Protokolle, kadın kooperatiflerinin güçlendirilmesi, sürdürülebilirliklerinin sağlanması, kurumsal kapasitelerinin geliştirilmesi ve görünürlüklerinin arttırılması konularında işbirliği yapacağız.
Ayrıca, kadın kooperatifçiliği alanında çalışma yürüten kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve özel sektör arasında da işbirliğini geliştirmeyi hedefliyoruz.

Bakan açıkladı! Tam 5,3 milyar liralık ödeme yapıldı

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, çiftçilere 5,3 milyar liralık ödeme yapıldığını söyledi. Pakdemirli, “Tarımsal desteklerde Ocak’ta 2,3 milyar lira, Şubat’ta 3 milyar lirayı geçen ödeme yaptık” dedi.
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, devletin çiftçiye borcu kalmaması için ödemelerin yapıldığını söyledi.
Bakan Bekir Pakdemirli’nin açıklamalarından satır başları:
HİÇBİR BORCUMUZUN KALMAMASINI HEDEFLEDİK
“Tarımsal desteklerde Ocak’ta 2,3 milyar lira, Şubat’ta 3 milyar lirayı geçen, Mart’ta da buna benzer rakam ödenerek çiftçimize geçmişten hiçbir borcumuzun kalmamasını hedefledik.
CUMHURBAŞKANIMIZ AÇIKLAYACAK
Mart ayında ödenecek destekleri Sayın Cumhurbaşkanımız açıklayacak ancak yem bitkileri desteği olarak toplamda 80 milyon lira ödeyeceğiz.
1 MART’TA BAŞLIYORUZ
Ari işletme ve süt destek ödemelerine 1 Mart’ta başlıyoruz. Ari işletme desteği olarak 878 işletmeye 35,8 milyon lira, süt desteği olarak da 243 bin üreticiye 95 milyon lira ödenecek”

Doğal gazda abone sayısı 15 milyonu geçti

2018 Aralık ayında Türkiye’deki toplam doğal gaz abone sayısı 15 milyon 400 bin 892’ye ulaştı. Söz konusu dönemde abone sayısı 1 milyon 185 bin 903 kişi arttı.
Türkiye’deki toplam doğal gaz abone sayısı 2018 Aralık ayında, bir önceki yıla göre yüzde 8 artarak 15 milyon 400 bin 892 oldu. Türkiye Doğalgaz Dağıtıcıları Birliğinin (GAZBİR) hazırladığı sektör raporunda, söz konusu dönemde abone sayısında 1 milyon 185 bin 903, serbest tüketici sayısında ise 52 bin 59 artış olduğu belirtildi.
2017 YILINA GÖRE ARTIŞ GERÇEKLEŞTİ
Türkiye’de Aralık 2017’de toplam doğal gaz abone sayısının 14 milyon 162 bin 930 olduğu kaydedilen raporda, bu rakamın 2018’in Aralık ayında yüzde 8 artışla 15 milyon 400 bin 892’ye yükseldiği bildirildi.
GEÇEN YIL ARALIK AYINDA TÜKETİM YÜZDE 3 ARTTI
Raporda geçen yıl aralıkta doğal gaz tüketiminin yüzde 3 artışla 5 milyar 653 milyon metreküpe ulaştığı belirtilerek, “Aralık 2018’de, 2017’nin aynı ayına göre doğal gaz ithalat miktarı yüzde 1 artarak 6 milyar 53 milyon metreküp oldu. İthal edilen doğal gazda LNG’nin payı da geçen yılın aynı ayına göre yaklaşık yüzde 6 artarak 2 milyar 100 milyon metreküpe yükseldi.” ifadeleri kullanıldı.
RUSYA ZİRVEDE YER ALDI
Aralıkta en çok doğal gaz ithal edilen ülkeler ise sırasıyla Rusya, İran, Azerbaycan, Cezayir ve Katar oldu.

Dev bankanın başı dertte! 9 milyar dolar ceza yiyebilir

Malezya’daki kamu kalkınma fonu yolsuzluk soruşturmasında adı geçen uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs’ın, ABD yargısı tarafından 9 milyar dolara kadar cezaya çarptırılabileceği belirtildi.
Bloomberg’e konuşan finans uzmanları, eski çalışanlarının Malezya’daki kamu kalkınma fonu (1MDB) yolsuzluğuna karışmasının ardından Amerikan makamlarınca yargılanan Goldman Sachs’ın, mahkeme süreci kapsamında 1,5 milyar ile 9 milyar dolar arasında ceza alabileceğini söyledi. Uzmanlar, ayrıca, 1MDB yolsuzluğuyla ilişkisinin ortaya çıktığı Kasım 2018’den bu yana Goldman Sachs’ın piyasa değerinin 12 milyar dolar azaldığını vurguladı.
MALEZYA TAZMİNAT İSTİYOR
ABD Adalet Bakanlığı, 1MDB soruşturması kapsamında 1 Kasım’da iki eski Goldman Sachs çalışanına kara para aklama suçlaması yöneltmişti. Suçlamalar üzerine Malezya Başsavcılığı, 1MDB fonuna ait tahvil satışlarında yatırımcıları yanlış bilgilendirdiği ve satışlardan elde edilen gelirin kötüye kullanımına aracılık ettiği gerekçesiyle aralık ayında Goldman Sachs’a dava açmıştı. Hükümet, Goldman Sachs’ın Malezya’ya kaybettirdiği 6,5 milyar dolar için bankadan tazminat talep ediyor.
1MDB YOLSUZLUK SORUŞTURMASI
Kamu kalkınma fonu 1MDB hakkında yürütülen yolsuzluk soruşturmasında eski Başbakan Necip Rezak’ın, fona bağlı aracı kurum, banka ve kuruluşlar vasıtasıyla kişisel banka hesaplarına 681 milyon dolar transfer ettiği öne sürülmüştü. İddiaların kamuoyuna yansımasının ardından ülkede halk, Necip’in yargılanması için günlerce gösteri düzenlemişti. Başsavcılık, Necip’in şahsi hesaplarındaki paranın Suudi Kraliyet ailesinin kişisel bağışı olduğunu açıklamış, Suudi hükümetinin bunu doğrulamasıyla Necip yolsuzluk iddialarından aklanmıştı. Necip hakkındaki soruşturma 6 Mayıs’ta düzenlenen genel seçimleri eski Başbakan Mahathir Muhammed önderliğindeki muhalefet koalisyonuna karşı kaybedip görevden ayrılmasının ardından tekrar başlatılmıştı. Eski Başbakan Necip, 1MDB yolsuzluğu soruşturması kapsamında toplamda 42 suçlamayla yargılanıyor.

Araç sahiplerine kötü haber! Pompaya zam geliyor

Petrol fiyatlarındaki yükseliş sonrası akaryakıt ürünleri üzerinde oluşan fiyat artışı beklentisi benzinde gerçekleşti. Benzinin litre fiyatına pazartesiyi salıya bağlayan gece 15 kuruş zam yapılması bekleniyor.
Benzin fiyatına 15 kuruş zam geliyor. Artışın, pazartesiyi salıya bağlayan gece pompa fiyatlarına yansıtılması bekleniyor.
Türkiye’de, akaryakıt fiyatları belirlenirken, Brent petrol ve uluslararası piyasalarda ürün fiyatlarındaki değişim (motorin ve benzin) ve dolar kuru hareketleri göz önünde bulunduruluyor.
Benzinin ton fiyatı, uluslararası piyasalarda 572 dolardan 592 dolara çıktı. Dolar kurunda yukarı yönlü bir hareket söz konusu. Kur, 5,40 TL bandını zorluyor.
POMPA FİYATLARINA YANSIMASI BEKLENİYOR
Bu gelişmeler, benzinde 15 kuruş zammı gündeme getirdi. İstanbul’da benzinin litresi zamdan sonra 6,55 – 6,60 TL arasına çıkacak. Gerek benzin gerekse de motorin zamları, bir süreden bu yana pazartesiyi salıya bağlayan gece yapılıyor. Bu artışın da hafta başında pompa fiyatlarına yansıması bekleniyor.
Pazartesi gününe kadar uluslararası piyasalarda akaryakıt fiyatlarını etkileyecek bir gelişme yaşanabilir. Bu durumda, zam ihtiyacı artabilir ya da azalabilir.

21 Mart 2019 Perşembe

Milyonlar bunu bekliyor! Emekliye 630 TL

Memur ve memur emeklisinin gözü ek gösterge düzenlemesinde. Seçimden sonra Meclis'e sunulacak tasarıyla, memur emeklisinin maaşı yaklaşık 630 TL, ikramiyeler de en az 20 bin lira artacak.

Öğretmen, polis, hemşire ve din görevlileriyle idarecilere, 3600 ek gösterge müjdesi mayısta açıklanmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın müjdesini verdiği ek gösterge artışı için taslak hazırlandı. Listeye şube müdürleri, il müdürleri, üniversite sekreterleri ve belediyelerdeki daire başkanlarıyla, bölge müdürleri de girdi.

2200'DEN 3600'E ÇIKARILACAK

Ek gösterge rakamları unvan, hizmet sınıfı ve derecelere göre farklılık gösteriyor. Ek göstergesi 3600 olan bir memurla, daha düşük olan bir memurun alacağı zam ya da maaş miktarı aynı olmuyor. Ek göstergelerin 2200'den 3 bine ve 3600'e çıkarılmasıyla birlikte polis, öğretmen, hemşire, din görevlisi ve idarecilerin emeklilik ikramiyeleri ve emekli maaşları ciddi oranda artacak.

İKRAMİYE DE ARTACAK

Ek göstergenin 2200'den 3600'e çıkmasıyla, 25 yıl hizmeti bulunan öğretmen, hemşire, din görevlisi ve idarecilerin emekli aylıkları 630, 30 yıl hizmeti bulunanların 696 lira, 35 yıl hizmeti bulunanların da 740 lira artacak. Ek göstergenin 2200'den 3600'e çıkarılmasıyla emekli ikramiyesinde de çok önemli artış söz konusu olacak.

NİSAN SONUNA KADAR MECLİS'E GELECEK

3600 ek göstergeyle ilgili en son müjdeyi Başkan Erdoğan vermişti. Başkan, seçimden sonra tasarının Meclis'e geleceğini söylemişti. Daha önce, Çalışma Bakanı Zehra Zümrük Selçuk ve Ak Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan da seçimden sonra bu konuda çalışmaların tamamlanacağını belirtmişti.

Altını olanlar dikkat! Gram 2,5 ayın zirvesini gördü

Altının gram fiyatı, ABD Merkez Bankasının dünkü kararları sonrası yükselişe geçerek bugün 230,95 ile 2,5 ayın zirvesini gördü. Kapalıçarşı'da çeyrek altın 377 lira, Cumhuriyet altını bin 543 liradan satılıyor.

Dün döviz kurları ve ons altın fiyatına paralel dalgalı bir seyir izleyen altının gram fiyatı, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,53 azalışla 228,8 liradan tamamladı. Bugüne yükselişle başlayan gram altın, 230,95 ile son 2,5 ayın zirvesini görmesinin ardından saat 10.05 itibarıyla 230,90 liradan alıcı buluyor.

ÇEYREK VE CUMHURİYET ALTINI NE KADAR?

Kapalıçarşı'da çeyrek altın 377 lira, Cumhuriyet altını bin 543 liradan satılıyor. Altının ons fiyatı, ABD Merkez Bankası (Fed) kararları sonrası başlayan yükselişini Asya piyasalarıyla bugüne de taşıyarak bin 318 dolara çıktı. Böylece altının ons fiyatı, yükselişini üst üste 5'inci güne taşımış oldu.

FED, FAİZİ BEKLENTİLER DOĞRULTUSUNDA SABİR TUTTU

Analistler, Fed'in, dün sona eren toplantısında beklentiler doğrultusunda politika faiz oranını yüzde 2,25-2,50 aralığında sabit tuttuğunu anımsattı. Fed üyelerinin faiz beklentilerini gösteren grafiğinde (dot plot) 2019'da faiz artırımı öngörmediğini ve 2020 sonuna kadar da bir kez faiz artışı tahminine yer verdiğini belirten analistler, Fed'in "güvercin" tavrı ve geleceğe yönelik tahminlerin etkisiyle doların emtialar karşısında değer kaybetmesine neden olduğunu söyledi.

GRAM ALTINDA 232 LİRA DİRENÇ KONUMUNDA


Teknik açıdan altının gram fiyatında 228 liranın destek, 232 liranın direnç konumunda olduğunu belirten analistler, altının ons fiyatında bin 325 doların direnç, bin 300 doların destek olarak izleneceğini kaydetti.

Süreç başarıyla tamamlandı! Kargo devi konkordatodan çıktı

Türkiye-Irak taşımalarının yüzde 80'ini gerçekleştiren Taha Kargo konkordato sürecinden çıktı. 3 aylık geçici mühlet verilen şirket bu süreyi iyi kullanarak başarıya ulaştı.

Taha Kargo, konkordato sürecinden çıktığını bildirdi. Şirketin verdiği bilgiye göre; 1998 yılında Türkiye'den Irak'a günlük parsiyel taşımacılık hizmetini başlatan Taha Kargo, Türkiye-Irak taşımalarının yüzde 80'ini gerçekleştiriyor.

Konuya ilişkin açıklamada bulunan Yönetim Kurulu Başkanı Emin Taha şöyle konuştu:

MAHKEME 3 AYLIK GEÇİCİ SÜRE VERMİŞTİ

"Taha Kargo olarak her zaman dürüst ve güvenilir ticaretten yana tavır aldık. Ticarette karşınıza her şeyin çıkması mümkün. Ama müşterileriniz, paydaşlarınız size inanıyor ve güveniyorsa en zorlu süreçleri atlatabiliyorsunuz. 14 Aralık 2018 tarihinde yaptığımız konkordato başvurusu sonucunda şirketimiz için uygun görülen tedbirler alındı. 3 aylık geçici süre verilmesine ilişkin karar ilgili mahkeme tarafından yayımlandı.

OLUMLU RAPORLAR ŞİRKETE SUNULDU


Performansımızın ve mali değerlerimizdeki olumlu gelişmeler de göz önünde bulundurularak konkordato sürecinin ilerlemesinin beklenmesine ihtiyaç olmadığı, şirketimizin başarıya ulaşacağına dair olumlu rapor tarafımıza sunuldu. 6 Şubat tarihinde İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak, konkordato talebimizin kaldırılması karara bağlandı."

Bakan tarih verdi! Enerjide yeni düzenleme geliyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, güneş enerjisinde çatı ve cephe uygulamasının önünü açan düzenlemenin EPDK tarafından bir hafta içinde çıkarılacağını söyledi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) bir hafta içinde lisanssız elektrik üretimine ilişkin süreci basitleştiren bir düzenleme çıkaracağını belirterek, "Güneş enerjisinde çatı ve cephe uygulamalarının önünü açan bir dizi karar çıkacak. Böylelikle çatı kurulumu, mahsuplaşma gibi süreçler hızlandırılmış olacak." dedi.

Dönmez, güneş enerjisi ve biyogaz uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'de son 4 yılda yenilenebilir enerji alanında önemli adımlar atıldığını, en büyük gelişmenin de güneş enerjisinde kaydedildiğini dile getiren Dönmez, "Fiilen çalışan 5 bin megavat seviyesinde lisanssız güneş enerjisi santralimiz (GES) var. Şu an bürokrasi, harç, vergi ve diğer masrafları azaltmak suretiyle güneş paneli çatı uygulamalarının önünü açmak istiyoruz. Türkiye'de 20 milyon konut var. Potansiyel oldukça yüksek." diye konuştu.

"BİR HAFTA İÇİNDE EPDK DÜZENLEME ÇIKARACAK"

Bakan Dönmez, tarım arazilerini ve bahçeleri korumak için tarım alanlarında lisanssız GES uygulamalarının sınırlandırılacağını bildirdi. Lisanssız elektrik üretiminde ev ve iş yerlerinde çatı ve cephe tipi mini GES uygulamalarındaki potansiyelin değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Dönmez, şöyle devam etti:

"Lisanssız güneş enerjisi üretimi açısından ciddi bir potansiyelimiz var, üretim noktasıyla tüketim noktasının aynı olması koşuluyla bu işin önünü açacağız. Üreticiler ihtiyacı olan enerjiyi üretirken, ihtiyaç fazlası elektriği de sisteme satabilecek. Mevcut sistemde saatlik mahsuplaşma vardı, ürettiğiniz saat itibarıyla üretim-tüketim dengesi dikkate alınıyordu, şimdi EPDK bir çalışma yaptı. Yakında açıklayacak, aylık mahsuplaşma olacak. Yani aynı ay içinde gündüz ürettiğini gece de tüketme imkanı sağlanacak. Bu, sistem verimliliğini artıracak, daha sağlıklı bir sisteme sahip olacağız. Bir hafta içinde EPDK lisanssız elektrik üretimine ilişkin süreci basitleştiren bir düzenleme çıkaracak. Güneş enerjisinde çatı ve cephe uygulamalarının önünü açan bir dizi karar çıkacak. Böylelikle çatı kurulumu, mahsuplaşma gibi süreçler hızlandırılmış olacak. Bu sürecin önünü açtığımızda bir elektrik tedarikçisiyle anlaşıp çatınıza bunu kurdurabilirsiniz."

GÜNEŞTE TEKNOLOJİ ÇÖPLÜĞÜ OLMAYACAK

Bakan Dönmez, bazı ülkelerden gelen düşük kaliteli güneş panel ve ekipmanlarının sektörde yaratabileceği "teknoloji çöplüğü" endişesinin yersiz olduğunu belirtti.

Türkiye'de güneş paneli ve ekipman üretimi yapan 30'a yakın imalatçı bulunduğuna işaret eden Dönmez, "Bu ekipmanların ithalatında belli bir gümrük vergisi var, içerideki üreticiyi koruma işlevi görüyor. Türkiye'de üretileni tercih etmek daha mantıklı." diye konuştu.

KÖYLERE BİYOGAZ REAKTÖRLERİ KURULACAK

Bakan Dönmez, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşanlar için biyogazdan enerji üreten sistemler kurulacağını bildirdi. Bunun için Türkiye Elektro Mekanik Sanayi Anonim Şirketine (TEMSAN) görev verdiklerini, TEMSAN'ın kırsal bölgelerde kurulacak sisteme yönelik sıkı bir çalışma yürüttüğünü anlatan Dönmez, şunları kaydetti:

"Geçtiğimiz hafta şirkette kısa bir incelemede bulundum. Birkaç reaktörün şu anda çalışması devam ediyor. Önümüzdeki haftadan itibaren arkadaşlar ilk etapta Ankara'nın köylerinde birkaç çiftçimizle görüşecekler. Bu biyogaz reaktörlerinin orada kurulumunu yapacağız. Kendilerine 'basit bir sistem olsun.' dedim ama tabii ki her türlü standardı ve belgeyi tedarik etmek şartıyla montajı kolay, kullanımı kolay, güvenliği azami derecede artırılmış sistemler olmasını arzu ediyoruz."

Dönmez, kısa süre içinde sistemin bütün sertifikasyon, izin yönetimi süreçlerinin tamamlanacağını belirterek, "Bu, basit bir sistem. Dünyada uygulamaları var. Bizim yöremize uygun, soğuk ve sıcak bölgelere göre bir düzenleme yapmak gerekiyor. Teknolojik altyapı üzerinde çalışıyoruz. Ar-Ge çalışmasıyla yıl bitmeden seri üretime geçmek suretiyle, uygun taksit ve koşullarla vatandaşların bu sistemi temin etmesini istiyoruz." dedi.


Bakan Dönmez, söz konusu sistemin, bir hanenin bir gün içindeki ocak kullanımı için ihtiyaç duyulan enerjiyi karşılayacağını ve bunun için 3-4 büyükbaş hayvana ihtiyaç olduğunu da sözlerine ekledi. Köylerde kurulacak biyogaz reaktörleriyle hayvansal atıklar biyogaza dönüştürülecek. Çiftçiler ürettikleri bu biyogazı ısınma ve sıcak su temininde de kullanabilecek.

Bir İlk dün yaşandı! Karşılıklı uçuşlar başladı

IndiGo Havayolları'nın Yeni Delhi-İstanbul arasında karşılıklı tarifeli seferlere başlamasıyla ilk kez Hintli bir şirket, Türkiye uçuşlarına başlamış oldu.

Hindistan merkezli IndiGo Havayolları, Yeni Delhi-İstanbul arasında karşılıklı tarifeli seferlere başladı. İlk kez Hintli bir hava yolu şirketinin Türkiye uçuşlarına başlatmasının ardından ilk sefer dün Yeni Delhi-İstanbul arasında gerçekleşti. IndiGo Ticari İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı William Boulter, "İki güzel ülkeyi birleştirdiğimiz için çok mutluyuz" dedi.

IndiGo Havayolları'nın İstanbul seferlerinin başlatılması nedeniyle Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Gidiş Terminali'nde etkinlik düzenlendi. Etkinliğe, IndiGo Ticari İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Willy Boulter, THY Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Bolat, IndiGo İstanbul Terminal Müdürü Ejder Alper ile bazı davetliler katıldı. Burada basın mensuplarına açıklamalarda bulunan IndiGo Ticaret Müdürü Willy Boulter, Yeni Delhi İstanbul uçuşlarının başlamasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Türkiye'de bulunduğumuz için çok mutluyum. İki güzel ülkeyi birleştirdiğimiz için çok mutluyuz" dedi.

REKLAM

ads by AdMatic
"DÜNYA HAVACILIĞI İÇİN ÖNEMLİ BİR YATIRIM"

Boulter, açılışı 29 Ekim'de yapılan istanbul Havalimanı'nın önemli bir yatırım olduğunu belirterek, "İstanbul Havalimanı, sadece Türkiye için değil dünya havacılığı için önemli bir yatırım. Oraya geçtiğimizde günde 1 olan sefer sayımızı günde 2'ye çıkaracağız" diye konuştu.

İlk Kez Hintli Bir Hava Yolu Şirketi İstanbul Uçuşlarına Başladı

"CODE SHARE YAPTIĞIMIZ İLK YABANCI FİRMA THY OLDU"

Türk Hava Yolları (THY) ile yapılan 'code share' (ortak uçuş) anlaşması hakkında bilgi veren Willy Boulter, "THY ile ortak uçuş anlaşması yaptığımız için çok mutluyuz. THY bizim code share yaptığımız ilk yabancı firma oldu. THY, Delhi'den 6 noktaya uçuş yapacak biz de İstanbul'dan 24 noktaya uçuş yapacağız. Bu bizim için çok güzel bir şey." dedi.

"HİNTLİ YOLCULARI TAŞIMAK İÇİN KENDİMİZE GÜVENİYORUZ"

Boulter, zengin Hintlilerin özellikle düğün yapmak için Türkiye'yi tercih etmeleri hakkında bir soru üzerine, "Türkiye'de düğün yapmak için çok güzel yerler var. Bu amaçla gelecek Hintli yolcuları taşımak için kendimize güveniyoruz. Uçuşlarımız başladıktan sonra bu amaçla gelen vatandaşları da taşıyacağız. Şu anda İstanbul'a sefer yapacağız. Buna odaklandık. İlk uçuşumuza göre bizim için iyi bir rakam. Türkiye ve Hindistan arasında turist ve iş amaçlı gelin giden yolcular var" ifadelerini kullandı.

İLK UÇUŞTA 178 YOLCU

Öte yandan terminaldeki etkinliğin ardından IndiGo Havayolları'nın ilk Yeni Delhi-İstanbul seferini yapan uçağı 18.15 sıralarında Atatürk Havalimanı'na indi. 178 yolcusuyla ilk seferi yapan uçak, bir havacılık geleneği olan su takı ile karşılanırken, yolculara terminalde lokum ve çiçek verildi.

Kamu kurumundan ilginç yasak! Başka kanal izlenmeyecek

Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdür ve yönetim kurulu üyesi Ergün Yılmaz, kurum içerisinde TRT Haber kanalından başka bir kanalın izlenmesine yasak getirdi.

Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdür ve yönetim kurulu üyesi Ergün Yılmaz, çalışanlarına gönderdiği genelge ile TRT Haber dışındaki televizyon kanallarını izlemelerine yasak getirdi.

Genelgeyi Sözcü gazetesi yazarı Emin Çölaşan, bugünkü köşesindeki yazıyla duyurdu. Çölaşan, şunları yazdı:

Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (Özelleştirme İdaresi'ne bağlı) bir kamu kuruluşu. Çeşitli şeker fabrikalarının sahibi, Türkiye'nin bu alanda uyguladığı şeker politikalarının sorumlusu. Bu kuruluşun bütün çalışanlarına bir genelge gönderildi. Genel Müdür ve yönetim kurulu üyesi Ergün Yılmaz imzasıyla gönderilen genelgede çalışanların "Tasarrufa uyması" öngörülüyor.

YALNIZCA TRT HABER İZLENECEK

Ancak yazının sonuna doğru genelgemiz iyice renkleniyor ve çalışanların TRT dışındaki televizyon kanallarını izlemelerine yasak getiriliyor:

"…2019 yılında her türlü gereksiz aboneliklerin iptal edilmesi, TV'lerin kaldırılması, kablo tv aboneliklerinin iptal edilerek uydu alıcısı sistemine geçilmesi, yalnızca TRT haber kanalının/kanallarının izlenebilmesine yönelik sistem ayarlamasına gidilmesi esas olacaktır. Bilginize sunar, gereğini rica ederim."

"Her şeyi görmüş duymuştuk ama televizyon izlemeye yasak getirildiğine ilk kez tanık oluyoruz" diye yazan Çölaşan, "Bunun anlamı nedir? Gayet açıktır. Sistem ayarlamaları öyle yapılacak ki çalışanlar sadece TRT'yi izleyebilecek!" diye devam etti.

18 Mart 2019 Pazartesi

Üretken akıla sahip insanların 15 özelliği

Yönetim gurusu Peter Drucker 1959 yılında ‘’bilgi işçileri’’ denilen bir tanımlama kullanmış. Ve sonrasında kendi tabiri ile bugünün iş dünyasında düşünerek ve bilgi üreterek hayatını kazanan insanların kalitelisinin iş dünyasının verimliliğini ciddi anlamada artıracağına dair çok fazla açıklaması olmuştur.

Google ın yöneticileri tarafından yazılan Google nasıl yönetiliyor kitabında ise bilgi işçilerinin üretken akıl sahibi olması gerektiğine geniş yer verilmiş. Bugün, iyi işler üreten ve fark yaratan şirketlerin ortak özellikleri üretken akılları şirkete çekmek için cazip bir işveren markası olmaları ve yine onları şirkette tutmak için iyi bir çalışma ortamı yaratmalarıdır.
Üretken akıl, yaptığı iş her neyse o işe dair çok iyi olan kişidir. Bu akla sahip kişiler yalnızca konsept tasarlamaz, prototipi de kendi oluşturur. Üretken akıl mühendis, aşçı, kuaför, hekim, avukat, operatör, tasarımcı, satışçı veya bilim insanı olabilir. Devlet memuru da olabilir, özel sektöre çalışanı da. Sayılarını artırmak ve gelişimlerini desteklemek kurumların ve ülkelerin geleceği açısından çok önemlidir.

Üretken akla sahip insanların 15 özelliği

1. Çalıştığı işle ilgili geniş bilgi birikimi vardır. Sadece teorik değil, pratik deneyimi de iyidir.

2. Analitiktir. Verileri okur ve karar alır. Veri analizi ve data toplamanın önemimi bilir ama her şeyi verilere bırakmaz.

3. Ticari bir bakış açısı vardır. İşi neden yaptığını bilir. Yaptığının kurumun karlılığına yada devamlılığına katkı sağlaması gerektiğini idrak etmiştir.

4. Rekabetçidir. İnovasyonu ve sıkı çalışmayı çok önemser. Odağında muhteşem olmak vardır. Sabah dokuz ve akşam beş mesaisi dışında üretmeyi kimsenin zorlaması olmadan üstlenir.

5. Müşteriyi çok önemser ve her ürettiği işe yada ürüne kullanıcının gözü ile bakar. Amazon Ceo su Jeff Bezos un sürekli Amazon ve rakip sitelerde kullanıcı gibi alışveriş yapıp kullanıcıyla yüksek empati yapması ve diğer çalışanların da bunu yapmasını sağlaması iyi bir örnektir. Kendi kendinin odak grubu olmak, alfa deneği, denek faresi olmak aklın üretkenliğini müşteri- kullanıcı menfaatine hızlandırır.

6. Üretken akla sahip insanlar çok sayıda fikre sahiptir. Başkalarının farklı bakış açılarını da merak eder ve kendisi de bugün baktığı yerden yarın bakmaz. Bakış açıları bukalemun misalidir. Sürekli aynı düşünen sabit fikirli birinin yada kendisi gibi düşünmeyene tahammül edemeyen birinin üretken akıllı olması beklenemez.

7. Meraklıdır. Sorgular. Statükoya biat etmez. Sorun çözmek için aşırı bir gayreti vardır. Sorunu görünce üzerini kapatmak yada ‘bu çözülmez’ kafasına sahip olmak üretken akıl ile bağdaşmaz.

8. Riski sever. Başarısızlıktan korkmaz. Başarısızlıkların değerli katkıları olduğunu bilir ama aynı hataları yinelememek için üretken aklını kullanır.

9. Kendi öz yönetimini iyi yapar. Birilerinin sürekli ona ne yapması gerektiğini söylemesine gerek yoktur. Sürekli başkalarının dürtmesine, elindeki işin ne durumda olduğunu hatırlatmasına ihtiyaç duymaz.

10. Açıktır. İyi iletişim kurar. Bir fikrin kimden geldiğine değil verdiği mesajın ne olduğuna ve hangi katkıyı sağlayacağına odaklanır.

11. Paylaşır ve kolektif aklı önemser. ‘’Sana 1 lira verirsem ben 1 lira fakir, sen 1 lira zengin olursun. Ama sana bir fikir versem, senin de katkılarınla ikimizin de yeni bir fikri olur’’ genel yaklaşımlarıdır.

12. Detaycıdır. Ayrıntıların bütünü ne kadar etkilediğini iyi bilir. Ama detaycılığı verimsizlik getiren türden değil sonuca olumlu katkı sağlayan türdendir.

13. Konuşkan ve eğlencelidir. İşi eğlenerek yapmayı bilir. Katıldığı toplantılara işi besleyecek, yaratıcılığı artıracak bir neşe ve iletişim getirir.

14. Karizmatiktir. Gerek birebir iletişimde gerekse topluluk karşında yaptığı sunumlarda bilgisinden ve işine hakimiyetinden beslenmiş bir karizması vardır.

15. İlham verir. Sadece kendine odaklanmış değildir. Etrafının da üretken akıla dönüşümüne ilham verir. Etkiler, besler ve şevklendirir. Pozitiftir. Enerjisini pozitif bakmaya ve iyi şeyler üretmeye verir.

Sevgili yönetenler, üretken akılların yukarıda özelliklerin bir kısmını taşıyor olması bile yeterlidir. Kurumların, en mühimi ülkemizin onlara çok ihtiyacı var. İşleyişten anlayan, teknik bilgiye, üretken enerjiye, her şeyden mühimi bir işi halledecek beceriye sahip bu insanları şirkete çekmek ve seçmek bir insan kaynakları becerisidir. Kalmalarını sağlamak ise ayrı bir hünerdir zira yönetilmesi kolay insanlar değildir. Düşündüklerinizi onlara dikte etmeniz mümkün değildir. Biat etmelerini beklerseniz üzülürsünüz, onları kaybedersiniz. Koyun beslersen sana tabi olur, her lafını dinler, her talimata uyar ama aslan beslersen arada sana da pençe atar. Ve üretken aklın üretimini destekleyen bir çalışma ortamı oluşturmadığınız anda çok iyi diğer şartları sağlamış olsanız dahi işi bırakacaktır.

Eğer bazı yöneticiler fazla yoruluyor ve işi delege etmeyi istedikleri halde yine kendilerini işi yapar halde buluyorlarsa şirket içi üretken akıl eksikliği semptomu vardır. Çünkü onların olduğu yerde işe sıkı sarılma, sorumluluk ve sonuç elde etme vardır.

Çalışmayanlara tavsiyeler, çalışanlara tüyolar

Rutin iş yapmak zorunda olanlar dışında kendi öz disiplininin umuduna kalmış kişilerde iş yaşamında zaman yönetimi konusunda özensizliğe rastlanması kuvvetle muhtemel. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada iş yaşamındaki korkunç boyutlara ulaşmış verimsizliği anlatmak üzere şöyle bir paylaşım yaptım.

Sabah işe geç kalmak adetten bir kısım çalışan için. Diyelim ki geç gelmedik. Kahvaltı faslımız var. Aaaaa üzerine bir keyif sigarası yakmadan nereye? Bir dakika, hiç aynaya bakmadan çıktım evden ne makyaj ne saç adam gibi bir yarım saatte Eva Herzigova olurum ben. Nihayet oturdum masanın başına saat 10:17 . Aaaaaa o da nesi ablamız bize Türk kahvesi yapmış onu bir sigara ile şenlendirmeyip küstürelim mi? Tamam ya 11:00 bile değil daha. Bak haksızlık etmeyelim tam 1 saat çalıştım, ha yarım saatinde yan masadaki Aygün ün kayın validesi iki aylığına kalmaya gelmiş, morali çok kötüydü onu dinledim, bizim insan kaynaklarının bu işlerde bir şey yaptığı yok. Öğlen yemeği vakti geldi. Ekle bir saatin üzerine 15 dakika fazla da oradan. Geldik ofise 13:30 . Biraz ağırdı yemek, bir de ayran uyku bastırdı. Biraz alışveriş sitelerine bakayım şu ara indirimler yapmış. 5 yıldır bu şirketteyim artık tebdili mekanda ferahlık vardır biraz da iş arayalım . Zaman nasıl geçiyor anlamadım ya 15:00 da toplantı var. Bu nasıl toplantıydı anlamadım. Ne konuşuldu ne karar alındı belli değil, ama kurabiyeler çok tazeydi. 16:30 olmuş bile. Bir annemi arayayım sabahtan beri ne yaptı acaba çocukla, onun da çenesi düştü. 17.00 olmuş. Biraz işlere bakıp 17:30 gibi toparlanmam iyi olacak zira 18:00 de servis kapıda.

Bu yazdıklarım üzerine Yıldız Holding de Operasyonel Mükemmellik Direktörü olan ve süreçlerin verimliliği konusundaki hassasiyeti Endüstri mühendisi olmasından da gelen arkadaşım Sevgili İnan Acılıoğlu http://www.inanacilioglu.com/ yazımın devamına çok değerli katkılar sağladı.

Bir de işleri yetiştirmeye çalışan, daha çok iş çıkarmaya çabalayan ama yetemeyenler de var tabi. Onlar için zamanı daha iyi kullanmak, daha verimli kullanmak için işte 4 tüyo:

1. Sosyal medyadan uzak kalmayın elbet ama biraz mesafe koyun aranıza. Bir günde cep telefonlarına bakma sayımız ortalama 300’ün üzerinde. “Paylaşımım kaç “like” almış”, “Merve ne paylaşmış bakalım”, “Kim ne hikaye koymuş acaba” derken sürekli kontrol ettiğimiz sosyal medya farkına varmadan esir alıyor bizi. Her kontrol ise işimizi bölüyor, odağımızı kaydırıyor, ilgimizi tekrar toplamamız için geçen zaman haybeye gidiyor. Biraz mesafe, daha az kontrol… inanın çok fark sağlıyor.

2. Akşam mesaiye kalmayın, illa ki kalmanız gerekiyor, sabah erkenden gelin. Neden mi? Akşam zaten yorgunsunuz, 5 saat de ek mesaiye kalsanız şişmiş kafanız, düşmüş enerjiniz, acıkmış karnınıza faydası yarım saat bile olmaz. Ve akşam kaldığınız her ek saat, ertesi günden yediğiniz performansınız, enerjiniz aslında. Zamanında çıkıp iş dışı aktivitelerle kafanızı dağıtmanız lazım ki ertesi sabah geldiğinizde gerçek performansınızla çalışabilin. Sabah kimsecikler yokken 1 saat erken geldiğinizde kotardığınız işleri görünce şaşıracaksınız.

3. E-postalara cevap vereceğim diye yarışa girmeyin. Bırakın yağsın mesajlar, hepsine yetişeyim derken iş yapamadığınızı siz de biliyorsunuz. Gün sonuna yakın “konu(subject)” ile sıralayın, son yazılanı okuyun, zaman kazancınız şaşırtıcı olacak. Yöneticiniz gibi akşamı beklemeyecek kişiler için ise ayrı ise e-posta klasörü açıp daha sık kontrol edin, o kadar…

4. Yapılacak listeniz var, elbette. Sıra sıra satırlar… Peki yapılmayacaklar listeniz? Her şeye yetemezsiniz, her şeye yetmeye yeltenirseniz yetersiz kalırsınız… Hep yazıyorum, her şey = hiçbir şey. Faydası düşük, yapması zor olanlardan başlayarak neleri yapmayacağınızı belirleyin, onları ajandanızdan uzak tutun.

Bazı insanlar neden terfi edemez?

Bazı insanlar neden uzun uzun bekler ama terfi alamazlar? Adına kısır döngü denilen hikayede ne uzar ne kısalırlar. Başkalarının yükselişlerini ve bekledikleri pozisyonların dışardan alımlarla kapatıldığını izlemekle kalırlar.

Çoğu asla işi savsaklamaz, sabahları geç kalmaz, mesai için naz yapmaz, ağır projeden kaçmaz, seyahate giderken ağlamaz, paraya çok kafayı takmaz. Ama yine terfi alamaz.

Terfi için kriterlerin İK tarafından belirlenmediği şirketlerde, çalışan pozisyon bekliyormuş, yok kariyer hayali varmış kimse zaten oralı olmaz. Hatta bazı yapılarda beklentiyi söylemeye bile imkan olmaz. Çalışanın haleti ruhiyesini ne yönetenler ne İK zerre kadar takmaz. Kriterlerin belirlendiği ama çalışanın hep oyalandığı şirketlerde ise beklemekten bitap düşen çalışan aldatılmış ve kandırılmış olma psikolojisinden çıkamaz. Tükenmişlik sendromu eşliğinde işte ve evde başka konudan konuşamaz. Kurumsal yapılarda motivasyon envanterleri ile oyalanmaları çözüm olarak bulunur, kurumsallıktan bihaber yapılarda ise bu beklenti unutulur, kişi çok üstelerse arıza diye etiketlenir ve kapının önüne konulur yada istifasına sebep olunur. Kronik terfi edememe sorununa neler sebep olur? Bu insanlara ne tavsiye olunur? Bu işte vasatlıktan çıkamayan şirketlere hangi sorular sorulur?

Bu insanlara ne tavsiye olunur sorusuna cevap bağlantılarım arasında bulunan ve bakış açısından istifade ettiğim yönetici Sn İsmail Babacan’dan geldi. Kendisi beş madde ile düşüncelerini izah etmiş.

1-Bu tarz uzun süre çalışıp terfi alamayan (yatay-dikey hareket etmeyen olarak alıyorum) çalışanların önündeki en büyük açmazlardan biri hikayenin tamamının onlarla paylaşılmaması. Bir tanesi o kişinin “ağzıyla kuş tutsa” bile yönetici olamayacağının bilinmesi ama açıkça söylenmemesi. Örneğin çalışanın çok açık protokole uygunsuz tavırları vardır, söylenemez. Kendisinin durumu kavraması beklenir, futbolda Yılmaz Vural’ın asla büyük takım çalıştıramaması gibi. (bu protokole uygunsuzluğu çalışanın giyim kuşam vizyonundan tutun, üst yönetimle sohbet edebilme becerisine kadar geniş bir yelpaze olarak düşünün).

2- Yine uzun süre çalışan kişi farklı yöneticilerle çalışmış olma ihtimali var. Fakat bu değişen yöneticilerinden hiç birinin onun için “olur” vermediği de sık yaşanan durumlardan. Ya çalışan “siz yokken burada ben vardım” diye sadece işini yapıp yöneticisiyle olan iletişimine hiç dikkat etmiyor ya da yönetici çalışanın “blacklist”te olduğunu bildiği-sezdiği için hiç oralı olmuyor.

3-Bir assessment yapılacağı zaman bu kişiler doğal olarak listede oluyorlar ama aslında performanstan değil vaat ettikleri potansiyelin düşük olması sebebiyle, baştan yönetici yapılmayacakları bir sürece giriyorlar (çalışan ne yapsın, girse bir dert girmese oyun bozan!). Bu çalışanlara yapılan en büyük kötülüklerinden biri de açık geri bildirim verilmemesi. Çalışana şirketin değişen yüzü, belki beklediği yetkinlik setinin artık değiştiği gibi konular anlatılmıyor. Çalışan pek tabii ki yeni gelen kişilerin profillerinden ipucu yakalayabilir ama İK’nın ana odaklarından biri çalışan mutluluğuysa (?) bunu önemsemeli. Yani çalışanın bu durumu kavrayıp, gitmesi bekleniyor ama aslında “ayrılma paketi” gibi uygulamalarla el sıkışmak çoğu zaman her iki taraf için de hayırlı oluyor. Tabi çalışan “şimdi yeni yerde tekrar kendini ispat var, burada kapıdaki güvenliğin bile nereli olduğunu biliyorum, nasıl sıfırdan başlayacağım” gibi düşünürse o da zor.

4-Buralar tehlikeli sular olduğu için İK motivasyon envanteri dediğiniz oyalanma adımlarına geçiyor. Eğer bu çalışan “ben dışarıyı istemem ne olursa olsun burada terfi edeceğim” kararındaysa tavsiyem önce kendini yeniliğe açık hale getirmesi. Yani prim sistemi değişimi, rapor ara yüzlerin değişimi, finansal bakış açılarının değişimi gibi konularda “ biz eskiden denedik olmadı” gibi “çıbanbaşı” olarak algılanacak bir tavır yerine “ biz önceden denedik ama Pazar değişmiş olabilir yeniden deneyelim, bana düşen görev ne” gibi üzerindeki eski-monoton-yeniliğe kapalı-dinozor(?) etiketini kaldırmalı. Bu tavır başlı başına belirleyici unsurlardan biri. Çünkü bu adımdan sonra duvar yıkıldığı için yöneticisi de (dolaylı olarak şirkette) senin tecrübenden başka nasıl yararlanırız moduna geçiyor (değişime bu tarz tavırla cevap verip sonuç alan çalışanlar gördüm doğrusu, ayrılmanın eşiğinden terfiye döndüler)

5-İK ve şirketler açısından bakarsak bu çalışanlar için mutlaka (hele de şirketin yetkinlik setinin değişmesi gibi dramatik dönüşümler varsa) “2.oryantasyon” gibi uyum programları düşünülmeli. Kişisel güven eğitimi, yeni teknolojiler, yeniden nasıl başlanır gibi tecrübeli kişilerin gücenmeden katılacakları her tür içerik olabilir. Tabi niyet ve istek varsa, aksi durumda şirketler için enerji kaybı, çalışan için de koca bir hayat !(yani rakam falan hep buraların yönetilmemesinden öne sürülen bir kalkan..)

Bu vasatlıktan çıkamayan şirketlere hangi sorular sorulur? Bu soru başlı başına oturum konusu bence, çünkü hep çalışanın profesyonelliğinden konuşuyoruz ama şirketlerin nasıl duygusal tarzları benimsediklerini hiç konuşmuyoruz!

Çalışma hayatında takdir

İş kültürümüzde tekdir (azar) çok, takdir ise neredeyse yok. Övme özrümüz olduğu aşikar. Ülke kültüründe olmayan konularda yönetim bilimine bakıp feyz alabiliriz aslında.

Eğitimlerimde sorduğum “Sizi iş hayatında en çok ne mutlu ediyor” sorusunun cevabı çoğunlukla takdir edilme ekseninde oluyor. Zira insanın doğası gereği değerli olduğunu bilmeye, yeterli olduğunu duymaya, sevildiğini hissetmeye ihtiyacı var. Bizdeki “marifet iltifata tabidir” lafı bilhassa yönetenlere ilham olmalı. Edimsel koşullanma bize bir davranısa iltifat edilirse onun tekrarlanma ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor.

Bir kısım yönetici, anlamlı bir sonuç alıp kişi istenen kıvama gelince takdiri hak eder diye seferin zaferle bitmesini bekliyor takdir için. Oysa süreç boyu bir dönüm noktası ve kilometre taşları var teşekkür etmek ve üretkenliği artırmak için.

Bir kısım yönetici ise şımarır kaygısı ile iltifattan mahrum bırakıyor. Oysa burada önemli olan doğru zamanda, doğru dozda ve samimi takdirleri bildirmek. Bu kaidelere uyanı kolay kolay kimse suistimal edip havaya girmez.

Elbette motivasyonu ve çalışan bağlılığını etkileyen bir çok faktör var fakat takdir önemi yadsınamayacak kadar öncelikli olanlardan. Takdir etmekten korkmayalım, takdire şayan her hareketi övgü ile taçlandırmayı unutmayalım.

Krizde şirket yönetimi

Son zamanlarda hangi şirkete eğitim ya da danışmanlık amaçlı gitsem ya da koçluk yaptığım hangi yönetici ile konuşsam gündem ekonomik kriz. Çoğunluk kaygılı ve herkes kendince bir öngörü elde etmeye ya da çıkış yollarına dair çözümler bulmaya çalışıyor. Türkiye’nin çok krizleri atlatmış olmasının verdiği bir umutla bunun da geçeğine dair pozitif yorumlara, acaba bu defa başka mı, olmayacak mı soruları da eşlik ediyor.

Ben kriz nereye gider, ne kadar sürer, dolar neleri görür, finansı nasıl yönetmeli konularına dair yorum yapacak uzmanlığa sahip değilim, bu konudaki öngörüyü işi yapanlara ve bilimini yazanlara sormak daha doğru. Ben uzun yıllardır sahada olan bir danışman ve eğitimci olarak hem deneyimlerimden hem de işim hasebiyle ulaştığım bilgilerden istifade ederek bu süreçte yapılması ve yapılmaması gerekenleri sizler için toplamaya çalıştım.

1. UMUT: Böyle zamanlarda herkesin sinirleri bozuluyor ve hem ruh hem beden sağlığı bundan nasibini alıyor. Sinirlerin bozukluğu sıhhatli düşünmeyi engelliyor, iş ve aile yaşamındaki ilişkileri bozuyor. İyi hissetmeyen ve umudunu tamamen yitiren insanın çıkış yolunu araması, üretken kalması, çalışma arkadaşlarına ilham vermesi ve yaratıcı fikirler bulması zorlaşıyor. Yargılayan bakış açısından, öğrenen bakış açısına geçmek ve bu sürecin de bizlere yeni kazanımlar vereceğine dair kuvvetli inanca tutunmak iyi bir seçim. Savaşa bile katılmış bir yaşlının yıllar evvel söylediği ‘’ Bir olay olduğunda kendine sonunda ölüm var mı diye sor, ölüm yoksa umut vardır’’ sözü bana kaygıya teslim olduğum zamanlarda umut verir. Herkes en tepedeki kişinin gözünün içine bakar. Onun gözünün ışığı söndüyse, omuzları düştüyse ekip inancını ve üretme motivasyonunu kaybeder. Dolayısı yönetenlerin söylemleri ve algılanma şekli şirketin geleceği açısından çok önemlidir. Bu süreçte tüm yöneticilerin ve çalışanların sisteme maksimum üretim ve kar için hizmet eder durumda olması gerekir. Yüreğinde umudu olmayanlara aşağıdaki maddeler fayda sağlamayacağı için önce umudu seçmeye kendini ikna edip orada kalmaya gayret etmenizi tavsiye ederim. Etrafınızda ; ‘’Bu ülkede yaşanmaz, gitmek lazım, iş yapılmaz, çocuklarımızın geleceği çok kötü olacak, bu gidişle hepimiz işsiz kalacağız’’ diye düşünenler olacaktır, çok normal duygu ve düşünceler. Oraya transfer olmak yerine onları da umuda davet etmeyi şiar edinin zira hepimizin buna çok ihtiyacı var.

2. İLETİŞİM: Böyle dönemlerde iletişimi yönetmeyi bilmek de fazlasıyla önemli. Zira çalışanların en büyük korkusu işini kaybetmek ve yoksullaşmak. Belirsizlik üretkenliği düşürüyor ve bu ihtiyacımız olan son şey. Kuvvetli ve açık iletişim kurmanın büyük ihtiyaç olduğu zamanlar. Geçtiğimiz günlerde bir eğitimde şirketin genel müdürü çalışanlarda bir açılış konuşması yapmak istediğini söyledi ve onlara zor zamanlardan geçiyor olduklarını umut kırmadan izah edip, birlikte yola devam için birlikte çok gayret göstereceklerini ve şu an için küçülme yönünde bir kararları olmadığını söyledi. O gün onlarca kişi yanıma gelip bu konuşmanın onlara ne kadar iyi geldiğini ifade etti. Eğer resmi kanallarda iletişim kurup gerçeklerimizi ve neye ihtiyaç duyduğumuzu vaktinde anlatmaz isek resmi olmayan iletişim (dedikodu) devreye girer ve onun getirdikleri ile başa çıkmak zor olabilir. Ve bu iletişimle birlikte kuvvetli bir inanç ve işbirliği olan bir iklim yaratmak mümkün. Ortaklarınızla, çalışanlarınızla ve ailenizle duygularınızı ve ihtiyaçlarınızı lisanı münasip ile konuşmayın seçin, iletişimsizliği ve içinize kapanmayı tercih etmeyin.

3. İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ: Böylesi dönemler aşırılıkları düzeltmek, optimizasyonu sağlamak için bir fırsat bile olabilir. Ancak çoğu yatırımcı paniğe kapılıp, hızlı küçülme yönünde aksiyon almakta ve bu eyleme de işten çıkarmalar yapmakla başlamakta acele edebiliyor. Yetkinlik sahibi insan sermayesini yitirmek işletmeler için büyük bir risk. Ve iyi yönetilemeyen işten çıkarma süreci ile dışarıda işsiz kalmış eski çalışanlarınız, içeride ise umutsuz mevcut çalışanlarınız olacak. Bu seçenek üzerinden yol almanın zaruriyet olduğu hallerde ise bu süreci en doğru nasıl yönetmek gerektiği üzerine kafa yormalı. Çalışan gelişimi konusunda şu ana kadar ne yaptığınız gözden geçirin ve bundan sonra çalışanlarınızın hangi yetkinlikte olmasına ihtiyaç duyduğunu gözden geçirin ve insan sermayenizi geliştirmek için zaman, para ve emek harcayın. Yetersiz insan kaynağı ile vasat işler çıkar ve vasatlık bizi zor zamanlardan çıkaramaz.

4. SİSTEM YAKLAŞIMI: Sistemsiz çalışan şirketler için şirketin hafızasını kişilere teslim etme kronik hastalığından çıkmanın tam zamanı. Türk şirketlerinin işi yapmaktan yazmaya vakti olmuyor, vakit artık yazma vakti. Süreçlerinizi yazın, standartları belirleyin, işleri ve görevleri tanımlayın. Yönetim bilimi buna planlama der. Sonra bu yazılı süreçlere uygun çalışma kültürü oluşturmanın gayretinde olun, yani yazdıklarınızı yapın. Süreçlerinizi kontrol edin ve risk yönetimi mantığı ile olabilecek risk ve fırsatları analiz edin. Sistem kurarken teknolojinin nimetlerini de görmezden gelmemeli.

5. VERİMLİLİK, ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME: Yineliyorum, teknoloji kullanımını da içeren ve verimsizliği azaltamaya yada ortadan kaldırmaya yarayacak aksiyonlar alma vakti. Bizim krizden çıkış reçetemizde üretmek var ama üretimi de bilimine uygun yapmak elzem. İş dünyamız yönetim biliminden istifade etmeli ve ölçemediğinizi yönetemezsiniz yaklaşımını benimsemeli. Peki, neyi ölçmeliyiz diyen için referans yazım

6. MÜŞTERİ ODAKLILIK VE SATIŞ: Dile pelesenk olan ama yerine pek az getirilen vaat olan müşteri odaklılığın tam zamanı. Müşteri memnuniyet oranlarınıza bakın, müşteri şikayetlerini hassasiyetle takip edin, tekrar eden müşteri oranınızı izleyin ve anahtar müşterilerinize fazlasıyla odaklanın, Müşteri Kaybı Oranlarınıza bakın ve sizi artık tercih etmeyen eski müşterilere neden diye sorup yine şans isteyin. Ve herkesin dolaştığı kızıl denizleri bırakıp mavi okyanuslara açılın bu konuda size Mavi okyanus stratejisi konusunda yazdığım yazımı okuyup işin felsefesini öğrenmek isterseniz.

7. PAZARLAMA: Pazarlamanın tüm fonksiyonlarında nerede olduğumuzu düşünmenin tam zamanı. Ürün değil değer satın yine fazlasıyla dile gelen bir öneri. Fakat bizim çoğu şirketimizin ürünlerini de onun sağladığı değerleri de anlatma kabiliyeti oldukça zayıf. Önce kendimizi ifade etmeyi öğrenelim. Dijital mecralarda gösterdiğimiz varlığın kalitesi sorgulanır halde. Koca koca şirketlerin web sayfaları vasat ya da kötü, hatta bazılarının yok ya da yıllardır orada duran yapım aşamasında bildirimi var. Var olanlar ise 2006 da çektiği fotoğrafları koymuş, artık yapmadığı ürünler ve satmadığı hizmetler orada. Diğer sosyal platformların yönetimi ise yine çoğunluğun başarıyla yürütemediği konular. Sanırım bu alanlarda da şirketin durumuna bir bakıp, bu işi yapan uzmanlara ulaşıp, şirketin dışarıya görünen yüzünde saçını başını taramanın vakti. Ve yine hedef kitleyi tanımlama, pazar araştırmalarında istifade etme ve sizin için doğru pazarlama stratejinin ne olduğu konusuna emek vermekte fayda var.

8. KOÇLUK VE MENTÖRLÜK: Kriz dönemlerinde en zor konulardan birisi, çıkış yolunda doğru çabayı gösterirken yolda kalmak. Bu süreçte yoldan çıktıkça sizi yeniden tutunduracak, zihniniz berraklaştıracak, potansiyeli ve geçmişte neleri başardığınızı size hatırlatacak, size doğru soruları soracak, mevcut durumunuzu sorgulatacak ve en önemlisi bakış açışınızı değiştirmenize destek verecek koç ve mentörler bir ihtiyaç olabilir. Bunlar bizler gibi bu işi profesyonelce yapan kişiler olmak zorunda değil, kimi zaman bir dost, bir çalışma arkadaşı, sektörden bir üstat veya babanız yani aklına ve deneyimine güvendiğiniz birileri olabilir.

Bilgenin birine öğrencisi gelir ve hocam bugün çok kötüyüm der. Hoca geçer der, gönderir. Bir zaman geçer ve öğrenci neşeyle gelip çok iyi hissettiğini söyler. Hoca ise bu da geçer evlat der. Ben de yazımı okuyan ve umuda tutunmaya ihtiyacı olanlara ‘’Bu da geçer’’ demek istiyorum. Biz elimizden gelenin en iyisini yapalım gerisini haline bırakalım.

İşe alımda sorulacak 50 soru

Çok sayıda işe alım görüşmesinde bulundum, izledim. Ve çok fazla adayın deneyimlerini yada görüşmelerde yaşadıklarına dair serzenişlerini dinledim. Linkedin üzerinden bile çok sayıda insanın sukutu hayale uğradığı görüşme deneyimleri ile ilgili mesajlar aldım. İşe alım görüşmelerinde bazen insan kaynakları çalışanları ve çoğunlukla ise ana işi işe alım olmayan fakat görüşme yapması gereken yönetici ve kişiler tarafında sorulan yanlış sorular ve bilhassa üslup hataları dikkatimi çok çekti. Bu nedenle işveren markasının zarar görmesi yada değerli adayların kaybedilmesine de şahitlik ettim. Aynı soruyu lisanı münasip ile sormak var iken sürçü lisan edildiğini gözlemledim.

Bu hafta hem gördüğüm yanlış ve amaca hizmet etmeyen klişe soruları nasıl değiştirmeliyiz sorusuna cevap hem de bana eğitim yada danışmanlıklarımda adaylara işe alım esnasında neler soralım sorusuna cevaben 50 soruluk bir liste hazırladım. Bu soruları doğru aday için, doğru anda ve doğru şekilde sorma kurgusunu yapmak uygulayıcının muhakeme becerisine kalır.

1. Sizi sizin sesinizden dinleyebilir miyim? ( Tam bu kalıpla ve şefkatle başlattığınız görüşme adaya çok iyi gelir)

2. Özgeçmişinizde eski iki işinizden ayrılma nedenlerinizi kısaca belirtmişsiniz, ayrılmanıza sebep olan olaylardan biraz bahsetmek ister misiniz?

3. Çalışma sürelerinizin genellikle kısa olduğunu görüyorum. Altında yatan nedenlere biraz değinmeniz mümkün olabilir mi?

4. Kendinizi hem mesleki hem kişisel manada geliştirmek için neler yaptınız?

5. Araştırmacı yönünüz ve merak duygunuza 1 ile 10 arası bir puan verseniz kaç olur?

6. Kişisel özellikleriniz bakımından sizi tanımlama amacına hizmet eden kelimeler neler olabilir?

7. Hayatınıza yön veren öncelikleriniz neler?

8. Kişisel olarak asla taviz vermem dediğiniz değerleriniz neler?

9. Feragat edemeyeceğiniz ve değişmez doğrularım dediğiniz konular neler?

10. İş hayatında fikir ayrılıklarını nasıl yönetirsiniz?

11. Kendinizi en çok eleştirdiğiniz konular neler?

12. En fazla takdir ettiğiniz, sevdiğiniz özellikleriniz neler? Bunların çalışma yaşamına ne tarz katkıları oluyor?

13. Değiştirmeyi ve geliştirmeyi düşündüğünüz alışkanlıklarınız neler?

14. Yeterince zaman ve paranız olsa ne yapmayı seçersiniz?

15. Meslek seçimini yaparken neler etkili oldu?

16. Sizin gelişiminizle ilgili çalışacağınız yerden beklentileriniz nelerdir?

17. Çalışacağınız yere başvuru yaparken bilhassa kontrol ettiğiniz kriterler neler?

18. Nasıl bir iş ortamında kesinlikle çalışamam dersiniz?

19. Birlikte çalışmakta zorlandığınız yönetici/insan profilini nasıl tarif edersiniz?

20. Hangi koşullar altında kendinizi üretken hisseder ve potansiyelinizi kullanabilirsiniz? İdeal çalışma ortamınızı tarif eder misiniz?

21. Sizi en çok kızdıran kurallar, olaylar yada adaletsizlikler nelerdir?

22. Duygularınızı yönetmek konusunda kendinize 1 ile 10 arası bir puan verseniz kaç olur?

23. Birlikte çalıştığınız ekipteki insanların gelişimi sürecinde hangi mesleki ve kişisel konuları atlamazsınız? (Yöneticiler için)

24. Geleceğe dair planlarınızdan biraz bahseder misiniz?

25. Bu gelecek planlarınızın gerçekleşmesi için ‘’Ben elimden gelen her şeyi yaptım’’ demeniz için neleri yapmış olmanız gerekiyor?

26. Zamanı yönetmek ile ilgili ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?

27. İş dışındaki ilgi alanlarınız neler?

28. İnsanlara ve ortama güvenmeniz ne kadar zaman alır?

29. İş dışında kendinize koyduğunuz hedeflerden bahsetmek ister misiniz?

30. Yaptığınız işlere baktığınızda kendinizle gurur duyarak anlattığınız- hatırladığınız bir olay yada başarı hikayeniz varsa benimle paylaşır mısınız?

31. İş yaşamında sizi en çok zorlayan deneyim ne oldu? Nelerin üstesinden geldiniz?

32. Bulunduğunuz ortama kattığınız değerler neler?

33. İlham aldığınız ve hikayesinden etkilendiğiniz kişi yada kişiler varsa kimler ve sebeplerine değinmeniz mümkün mü?

34. Mitolojide, tarihte, sanatta, edebiyatta yada bilim dünyasında sizi etkiyen kahraman yada kişiler kimler? Hangi özelliklerinden dolayı etkiliyorlar?

35. Çocuklarınız olduğundan bahsettiniz, onları yetiştirirken neleri önemsediniz, nasıl bireyler yetiştirmeye gayret ettiniz?

36. Daha evvel birlikte çalıştığınız yöneticinizin/çalışma arkadaşlarınızın yerine kendinizi koyup onun dilinden kendinizi anlatsanız neler anlatırdınız?

37. Yönettiğiniz insanlar sizi anlatacak olsa neler söylerlerdi? ( Yöneticilere)

38. Yazdığınız makale, blog vb var mı sizi nerelerden takip etmemiz uygun olur?

39. Takip ettiğiniz yazar, blog yada sayfalar hangileri?

40. Başarıyla tamamladığınız projeleriniz neler?

41. Kendi adınıza yada başkalarının sebebiyet verdiği durumlarda başarısızlık ve hata ile ilişkiniz nasıldır? Böyle durumlarda sorumluluk alır mısınız?

42. Karşılıksız yaptığınız bir iyiliği anlatır mısınız?

43. Başkaları için zor görünen ama sizin için doğal olan ve kolaylıkla üstesinden geldiğiniz işler neler?

44. İş hayatında size en zor gelen beceri ve yetkinlikler neler?

45. Sizin için cesur olmanın manası nedir? Cesur davrandığınız bir durumu anlatır mısınız?

46. İş yaşamında bazı sorunlar karşısında çaresiz hissettiğinizde çözüm için neleri denersiniz?

47. İş hayatında iletişimi doğru yönetmek gereken ilgili taraflar sizce kimler?

48. Kendiniz hakkında sizin bildiğiniz ama bu özgeçmişte yazmayan, bilmemin faydası olacağını düşünerek bana anlatmak istediğiniz şeyler var mı? (Bu soru çok değerli hikayeler dinlemenizi sağlayabiliyor)

49. Görüşmemiz olumlu, başlayın dersek ilk haftanızda neler yapar ve nasıl başlarsınız?

50. Görüşmemiz bitmek üzere, sizce nasıl geçti? Bir değerlendirme yapmanız mümkün mü?

İş hayatında iletişim

İş hayatında iletişim üzerine halen yazdığım kitabımdaki temel başlıkları topladığım bu yazımda kitapta yer alacak bazı kısımların kısa özetlerini paylaşmaya çalıştım. 

Bu konularda bilgi de kaynak da bol, mühim olan kavrayış ve uygulama o da okuyucuya kalmış. Ben, bende birikenleri derli toplu yazarak bu kitapla daha çok insana ulaşarak etki alanımı artırmayı arzu ediyorum. Kitapta her başlıkla ilgili konunun sebeplerini, etkilerini, sonuçlarını, çözüm önerilerini, geliştirici tavsiyeleri, alıştırmaları hikayelerle anlatmaya çalıştım. Kitabımı okuyunca bu konulara dair sorunların çözümünün aslında ne kadar kolay olduğunu hayretle yaşayacaksınız.

Yazdığım başlıkların detaylarını içeren kitabımı 2019 yılı başında okuyucularla buluşturmak gayretindeyim. Mutlaka şu konuyu da yazın diye dönüşleriniz olursa çok mutlu olur ve mutlaka dikkate alırım.

1. SELAMLAŞMA

Selam, her kime verilirse ona en kısa yoldan seni insan yerine koyuyorum ve umursuyorum demenin en kestirme yoludur. İnsanlar tanınmayı umursuyor ve selam almayı, isimlerini duymayı umuyor. Fakat her nedense selam ve kısa hasbıhal genelde karşıdan beklenir. Verildiğinde içten bir karşılık alınmayınca ise insanlar buna layık değil diye içselleştirilir. Oysa selama küsülmez. Beklentisizce, bol bol selam vermek kişinin gelişmişliği ile ilgili önemli bir göstergedir. Güzel insan tevazu sahibidir, tevazuya haiz kişi standart davranışlarını her durumda sergilemeyi huy edinmiştir.

2. GÜLÜMSEMEK

Gülümsemek, kişisel ve profesyonel hayatı en olumlu etkileyen araçlardan birisidir. İnsanı çok genç, öz güvenli ve çekici gösterir. Güler yüzlü yöneticiler motive eder ve çalışanlarına ilham verir. Satın alma yapacak müşteri dahi genelde güler yüzlü olanı seçme eğilimindedir. Gülümsemek iş görüşmesine gideni enerjik ve istekli gösterir. Hekim hasta ilişkisinde bile hastasını gülümseyerek karşılayan hekimlerin hastalarının tedaviye uyum sağladığı görülebilir.

3. ÖN YARGI

İletişimde ilk izlenimin etkisi yadsınamaz fakat ilk izlenimlerin yanıltma ihtimalinin yüksek olduğu kabul edilir. Ön yargılar bazen çok olumlu bazen ise çok olumsuz halde iletişim için yıkıcı etkiler yapabilir. Doğru olan insanlara karşı beyaz bir sayfa olmaktır. Çoğunlukla şekilci yaklaşıp özü ıskalıyoruz ve genelde yanılıyoruz. İki türlü ön yargı etkisi vardır.
a. Halo etkisi: Dış görünüşün yada sahip olunan özelliklerin kişilerle ilgili diğer niteliklere dair olumlu ön yargılar yaratmasıdır. Çok yakışıklı yada güzel birine dair olumlu düşünce geliştirme, hemşehrimizi hemen benimseme, aynı takımı tuttuğumuz kişiye ani sempati geliştirme vb
b. Horn etkisi: İnsanları dış görünüşlerine, münferit olaylara, cinsiyetlerine yada onlara has bazı özelliklere göre kategorize edip etiketleme ile olumsuz ön yargı edinmedir.

4. ÜSLUP

Aslında çoğu iletişim kazasına sebebiyet veren şey kullandığımız dildeki üslup hatalarıdır. Eskiler uygun dille anlatmaya “lisan-ı münasip” derlerdi. Lisan-ı münasip deyimi bir şeyin en uygun halinin temini için kullanılacak anlatım etkinliği ve ustalığı anlamına gelir. Tam tezattı ise “sürç-i lisan”dır. Manası ise konuşurken istemeden yanlış bir söz söylemek, kelimeyi doğru telaffuz edememektir. Sonuçları genelde yıkıcıdır. Düzgün iletişimde kabadayılığa, tehdite, hakarete ve eksik hissettirmeye yer yoktur. Özgün bir üslupla kendini diplomasi hünerini de kullanarak ifade etmek gerçek bir iletişim marifettir. Duyguları yerli yerince ifade etmeyi öğrenmek gerçek bir gayret ister.

5. DİNLEMEK

Anne karnında edilen ilk iletişim becerisiyle dünyaya ilk gözler değil kulaklar açılır fakat sonra yaşamın olağan akışı içinde bu değerli beceri yerini dinlememeye bırakarak iş ve özel yaşamda çok sayıda sorun yaşamanın nedeni haline gelebilir. Sözünü keseceğim kusura bakma, sen lafını unutma ben bir şey anlatacağım diyenler aynı zamanda aslında dinlemeye niyet etmeyenler. Birisi bir şey anlatırken kendi iç sesini duyanlardan olmak yerine anlatanın anlattığı şeyin altındaki duyguyu anlamaya çalışan pür dikkat dinleyicilerden olmak iletişimde fark yaratır. Bunu sağlamak için ben biliyorum sendromuna kapılmamış olmak icap eder. Hele anlatanın sadece anlattıklarını değil anlatmadıklarını da duyacak kadar iyi dinleme hünerine sahip olmak tam ileri düzey iletişim hüneridir. Bildiklerini yok sayma haline erişenlerin dinleme kabiliyetlerinin iyi olduğu bir gerçektir.

6. KONUŞMAK

Düşüncelerin tozunu alarak temiz konuşmak, boş konuşmamak, çok konuşmamak, usule uygun konuşmak dinleyeni de motive eder. Eflatun ‘’Konuşma aklı kullanma sanatıdır’’ der. İyi konuşmacı dinleyenin nabzının tutma becerisine sahiptir. Ağır konuşmasıyla bıktırmaz ve hızlı konuşmasıyla yorup, yıldırmaz. Konuşma esnasında fakir kelime haznesine sahip olmak bolca hani hani, yani yani, şey, atıyorum, sallıyorum, ımmmm, hımmm gibi konuşmayı sıkıcı forma sokma etkisini beraberinde getirir. Sesin tonunun ve vurguların fikir ile örtüşmesi ve kibir, korkaklık, dalgınlık gibi dinleyeni rahatsız edecek etkiler yaratmaması önemlidir. İyi konuşan kişilerin ortak iki özelliği iyi dinleyici ve iyi okuyucu olmalarıdır.

7. GERİ BİLDİRİM

İnsan kendini ifade etme, düşünce ve duygularını ilgili kişiye doğru tarzda, doğru zamanda ve doğru ortamda belirtme becerisini geliştirdiği takdirde iletişiminin kalitesi artar. Türk kültüründe ifade yerine zihninden konuşma, anlaşılmayı umma, karnından konuşma ve arkadan konuşma yöntemlerinin tercih ediliyor olduğunu gözlemleyebiliyoruz. İnsan vücudu bile ağrı vererek içeride bir şeylerin yolunda gitmediğine dair uyarır. İlişkilerin de uyarıya ihtiyacı yok mu? Ne istediğini ve istediğinin nasıl olması gerektiğini ifade eden kişi ihtiyacı dile getirmiş ve muhatabının ve iletişimin gelişimi için bir fırsat vermiş olur. Kendi görüşünü mutlak doğru sayma hastalığı iyi geri bildirim verme sürecini en fazla baltalayan yaklaşım olup sürecin bir monolog değil diyalog halinde yönetilmesi önem taşır. Doğru geri bildirim ilişkilere katiyen zarar vermez. Davranışı doğru dille eleştirmek insanları geliştirir fakat karakteri en tatlı dil ile bile eleştirmek sadece incitir.

8. TAKDİR

Kültürümüzde tekdir (azar) çok, takdir ise neredeyse yok. Övme özrümüz olduğu aşikar. İnsanın doğası gereği değerli olduğunu bilmeye, yeterli olduğunu duymaya, sevildiğini hissetmeye ihtiyacı var. Bizdeki “marifet iltifata tabidir” lafı bir davranışa iltifat edilirse onun tekrarlanma ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor. Bazı kişiler anlamlı bir sonuç alıp kişi istenen kıvama gelince takdiri hak eder diye seferin zaferle bitmesini bekliyor takdir için. Oysa süreç boyu bir dönüm noktası ve kilometre taşları var teşekkür etmek ve üretkenliği artırmak için. Bazıları ise şımarır kaygısı ile iltifattan mahrum bırakıyor. Oysa burada önemli olan doğru zamanda, doğru dozda ve samimi takdirleri bildirmek.

9. SORU SORMAK

Soru sormak, iletişimdeki muhatabın ne düşündüğü ve ne hissettiği hususunda önemli bilgiler verirken diyaloğu oldukça zenginleştirir. Soru sorma bilginin ve gelişmiş merak duygusunun göstergesidir. Soru sormayı az bilgiye sahip olma ile eşleştirmek önemli bir yanılgıdır. Güzel sorular, soranın da sorulanın da zihnini berraklaştırır. İletişimde önemi büyük olan iç görüyü kavramada çok faydalıdır. Soru sorulan diyaloglar yaratıcılığı ve yeni perspektifleri ortama çağırmaya vesile olur. Ve hepimizin ihtiyaç duyduğu farkındalığa ve farklı keşiflere sebep olur. Soru sorup fikir almaya çalışmak beraberinde karşı tarafa verilen yeterlisin ve değerlisin mesajıdır. İş hayatında en mühimi birisini bir tutum değişikliğine yada bir fikre ikna etmenin yolu onu düşündürecek ve cevabı bulduracak sorular sormaktır.

10. EMPATİ

Empati, aslında halden anlama halidir. Kendisi ile dopdolu olmak ise hali empatinin en önemli engeli. Zira kendisiyle dolu olan insan karşısındakine vermesi gereken yegane şeyin anlamak olduğunun idrakinde değildir ve vermeye çalıştığı çoğu zaman öğüt, ders, teselli, kendi hikayesini anlatma, empati yerine sempati olur. Karşındakini bir şey yapmaksızın sadece anlama çabası olan empati , ancak sevgi ve saygının olduğu ortamda vuku bulur. Anadolu da ‘’Can cümleden azizdir, ötekinin derdiyle dertlenmeyi bilen azdır’’ diyerek başkasına ait duyguları anlamanın önemine vurgu yapılır. Vesselam empati diğerinin içinde olanları hissetmek ve hissettiğini de göstermektir.

11. SÖZSÜZ İLETİŞİM

Bedenin halleri, jestler, mimikler, mikro mimikler, nefes hepsi hislere dair çok şey taşıyor. Sözsüz iletişimin dinamikleri hiç konuşmadan bağ kurmaya vesile olurken tam tersi yıkıcı etkilere de sebebiyet verir. Duyguların dışa vurumu bedenin hallerinde, mimiklerinde ve bakışlarda kendini alenen gösterir. Bir insanı doğru gözlemleyerek duygularını ve düşüncelerini sezmek mümkün. Kendi adımıza ise konuşmadan konuştuğumuzun farkında olarak kurulan iletişimin daha farklı olduğu kesin. Çoğu varsayımın en önemli malzemesi sözsüz verilen mesajlardır.

12. DUYGULARI YÖNETMEK

İletişimi duyguların etkisinden soyutlamak mümkün değil. Aldığımız kararlarda, söylediklerimizde ve tutumlarımızda çoğu zaman duyguların tesiri düşünceden daha fazladır. Duygularının kontrolünü eline alma becerisi kazanılması için emek verilmesi gerekenler listesinde olmayı hak ediyor. Yapılacaklar listesinin içerdikleri; duygular geldiğinde onlara kuş bakışı bakmak, ne oluyor farkına varmak, gelen duygu faydalı mı tartmak, değilse yerine duygu repertuarından onu dönüştürecek başka bir duyguya talip olmak. Dedem; ‘’ Bazı zamanlar celalli geçer bazı zamanlar cemalli geçer. Her ikisini de edeple ağırlamayı ve uğurlamayı belleyin’’ derdi. Bu söz her durumda duyguların farkında olup gerektiği gibi olma halini güzel izah eder.

13. YAZILI İLETİŞİM

Yazılı iletişim düşünce ve fikirlerin kalitesini gösterir. Anlam yüklemeye en uygun iletişim yöntemi olarak yazılı iletişimin çok sayıda iletişim kazasına sebebiyet verdiği bir gerçektir. Iş hayatında bolca yazıyoruz. Eposta yoluyor, dilekçe hazırlıyor, teklif veriyor ve rapor yazıyoruz. Bazen kelimeleri hoyratça savuruyor bazen okuyucuyu rahatsız edecek içerikler üretiyoruz. Kısa yazmak, yazarken olumlu dil kullanmak, imla kurallarına uymak, okuyucu merkezli fikir sunmak kazanılması gereken değerli iletişim becerileridir.

14. KÜSMEK

Küsmek, bazen yok yere, bazen haklı sebepler hasebiyle selamı kesmek, yok saymak, yüz çevirmek halidir. Bizim toplumdaki önemli iletişim kurma(ma) metotlarından birisidir. Ciddi manada etkin bir fiildir. Bu eylemin vuku bulması için çaba göstermeniz gereklidir. Tam bir pasif saldırgan tutum. Niye küstüğünü unutmayacaksın, telefondan sileceksin, görünce görmezden geleceksin, karşılaşacağını bildiğin ortamlara girmeyeceksin, söyleneceksin, bol bol niye küstüğünün dedikodusunu yapacaksın, arada laf göndereceksin onlara zeval olmayan elçilerle. Ortak çevreni de yoracaksın, onların da bir çabası olacak sizin küskünlüğünüzü idare etmek için. Kırmamaya özen gösteren insan kırılmamayı da öğrenmeli. Biri karşındakine iyi gelirken diğeri kendi ruhuna şifa.

15. AÇIK İLETİŞİM, VARSAYIMLAR

Kendini açıkça ifade etmenin yerine kullanılacak yöntemleri zihninden konuşma, karnından konuşma, arkadan konuşma, ima etme olabilir. Kendini ifade ederken belirsizlikten uzak, net anlatım zihinleri berraklaştırır. Dolaylı anlatmayı yada iğnelemeyi seçmenin sonu genelde sukutu hayaldir. Açık iletişimin oluşmadığı ortamda insanoğlu çoğu gerçek olmayan varsayımlar üretme eğilimindedir. Varsayımların doğurduğu ise içerleme, suçlama hatta bazen bağları koparma olabilir. Aslında Türk kültüründeki en mühim eksiklerden birisi birbirimizi açık iletişime nasıl davet edeceğimizi bilmeme halidir. İnsanlar 40 yıl aynı yastığa baş koydukları eşleriyle bile açık konuşmayı seçmek yerine anlaşılmayı bekleme seçeneğine meyilleniyor. Burada en işe yarayan formül; zannetme, farz etme, sor.

16. SAMİMİYET

İletişimde sahici olma hali ilişkilere her zaman iyi gelir. Karakterli bir insan olmak, inandığını üslubunca ifade etmek, eğilip-bükülmemek, ortama göre hal ve tavır değiştirmemek kişinin kısa ömründe sahip olacağı en büyük kazanımdır. Samimi olmak, riyadan sakınmak iş hayatında pozitif iletişimin olmasını arzu eden herkesin sorumluluğudur. Bazı kişiler iki yüzlülüğün ve sahteliğin kendine has simetrisini o kadar benimsemişler ki birbirini takip eden dakikalarda her iki yüzün performansını da ustalıkla sergiliyorlar. Ve sahici olmayan haller kısa vadede iletişimde onarılması namümkün hadiselere mahal verebilir.

17. NEZAKET VE GÖRGÜ

Yaşamı kolaylaştırmak ve ilişkileri düzenlemek açısından nezaketli olmak önemli. Nezaket ilişkilerde ince, zarif ve ölçülü olmaktır. Nezaket kurallarına uymak, kibar olmak belirsizliği azaltır ve istikrar sağlar.
Görgü kuralı dediğimiz şey ise kültürel normlardır. Toplum bu kurallarla ilgili görünmez bir mutabakata varmıştır. Bu tarz kültürel normlar ve mutabakatlar olmasa idi her türlü yapıyı yönetmek imkansız hale gelebilirdi. Bu kurallara uymak ilişkiler sıhhatli kılar.

Değerler ile kurum kültürü yaratmak

İster kamu kuruluşu olsun ister global bir yapı ister tipik bir aile şirketi fark etmiyor tüm kurumlarda aynı amaca hizmet etmesi beklenen kişilerin enerjilerini iş dışındaki amaçlara ve ilişkilerden kaynaklanan problemlere ve kendi yarattıkları sorunlara ayırmaları önemli bir sorun olabiliyor. Aynen insanlardaki yüksek tansiyon hastalığı gibi etkileri olan bu problem aslında kurumsal bir hastalıktır ve adına ‘’ kültürel entropi’’ deniliyor. Entropi kelimesi mühendislik biliminde sık kullanılır, herhangi bir yerde eskime, bozulma veya problem var ise sistemin çalışması için ilave enerji gerekir. Entropisi yüksek şirketlerde verim düşer. Eğer bir kurumda %25 entropi varsa, bu her 4. günün verimsiz geçtiği veya çalışanlarına ödeme yaptığı her 4 haftanın biri o günden itibaren kayıp anlamına gelir.
Gözlemlediğim organizasyonel sistemlerin hemen hepsinde belirli dozlarda olduğunu gördüğüm bu hastalık çalışanlar için de yönetenler için de ortamı sevimsiz hale getiriyor. Benim gördüğüm kadarıyla bu hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan pek çok sebep var;
• Değerler sisteminin oluşmamış olması
• Rol karmaşası
• Abartılı hiyerarşi ve bürokrasi
• Hızlı kararlar ve sürekli değişiklik yapılması
• Mikro yönetim, aşırı kontrol
• İletişimsizlik
• Yoğun informal iletişim, dedikodu ve söylenti
• Yetkinlik sorunu olan yöneticiler
• Belirsizlik
• Hakkaniyetten uzak yönetim anlayışı
• Aşırı rekabet, manipülasyon
• Suçlama, sürtüşme ve tehdit
• Tek adam sendromu
• Aile şirketi çatışmaları
• Sistemsizlik
• Değer görememek, takdir edilmemek
• İş güvenliği ile ilgili sorunlar
Bu sebepler içinde ilk sırada bulunan değerler sisteminin oluşmamış olması konusu üzerine doğru çalışmayı yapmak geri kalanların çözümüne büyük ölçüde katkı sağlıyor.
Tom Peters ; ‘’Mükemmel şirketler başarılı liderlerinin olumlu değer ve davranışlarını içselleştirdikleri kültürler oluşturmuşlardır. Bu şirketlerin bu değerleri uzun yıllar yaşattıkları gözlemlenmiştir. ‘’ (“In Search of Excellence: Lessons from America’s best run companies” 1983 ) der. Entropiyi tolere edilebilecek sınırlara çekmek tam bir liderlik becerisidir. Ve yine aynı kitapta Tom Peters ; ‘’Liderin gerçek rolü kurumun değerlerini yönetmektir.’’ diyor. Bu açıdan bakınca hepimiz değer yaratmanın entropi ile mücadele için ne kadar kıymetli olduğunu görüyoruz. Değerleri bilinçli olarak yaratılmayan ve yönetilmeyen şirketlerde değerler kendiliğinden oluşuyor. Bilinçli tasarlanmayan değerler oluşması ise sistemde istenmeyen sorun ve sonuçları getirebiliyor. Değer çalışmasının doğru yapılmasından sonraki doğru adım ise şirketin değerleriyle uyumlu çalışanlarla yol almak. Çünkü insanlar değerlere sahip şirketlerde çalışınca değil, kendi kişisel değerlerine uygun bir yapıda çalışınca mutlu oluyor.
Kişisel değerlerinizin kurum değerleri ile uyumsuz olduğu bir firmada çalışır mıydınız?» sorunu baz alan değişim için liderlik araştırması sonuçlarına göre (Based on survey of leaders for change) insanların % 90 I kişisel değerleri ile çelişen değerlere sahip işletmelerde çalışmak istemiyor.
Hewitt Associates ve Barrett Values Centre’ın birlikte yürüttükleri Avustralya ve Yeni Zelanda’da 163 şirketin katılımıyla yapılan bir araştırmada; kurumsal kültür ve değer uyuşmasının çalışan bağlılığını önemli ölçüde etkilediği, çalışan bağlılığının da, şirketlerin finansal performansını belirleyici olduğu saptanmıştır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre kurumlarda entropi seviyesi ile çalışan bağlılığı arasında yüksek korelasyon görülmektedir.
Değerler kültürü oluşturuyor ve kültür ise iklimi yaratıyor. İyi bir iklim yaratmak için önce değerler sisteminin doğru kurgulanması gerekiyor.
Sizin organizasyonunuzun değerleri doğru şekilde tanımlanmış ve içselleştirilmiş mi? Cevap hayır ise bugünden başlayarak gündeminize almanız fayda sağlayacaktır.

Aday deneyim tasarımı

Tasarımcı düşüncenin ve tasarım süreçlerinin insan kaynakları alanına dokunuşu, iş süreçlerine dahil oluşu giderek yaygınlaşmakta.

Ve tabi bu da yöneticilerin, insan kaynakları profesyonellerin yönetim yaklaşımlarına ve iş süreçlerine pozitif anlamda yansımakta.

Deneyim tasarımı sadece markayı değil aynı zamanda insan yönetimi süreçlerini ve iç iletişimi de doğrudan etkileyen önemli bir faktör.

Bu noktada aday deneyimi tasarımı, çalışan deneyimi tasarımı işe alım sürecinde ve tabi ki işveren markasının yönetimi ve başarısında rol oynayan iki önemli parametre haline gelmektedir.

Aday Deneyimi; bir adayın iş başvurusu yaptıktan itibaren sonuçlanıncaya kadar geçen süreç içerisinde kurumla, ilgili yönetici ile iletişimi ve bu iletişim süreci içerisinde oluşan duyguları ve deneyimleridir.

Kurumunuzun çalışılacak en iyi yer algısını ve marka değerini müşteri deneyimi kadar çalışan ve aday deneyimi belirler. Aslında pozitif müşteri deneyimini de çalışanın ve potansiyel adayın duyguları, geri bildirimleri ve deneyimleri şekillendirir ve etkiler.

Aday deneyimi tasarımızın içeriği ve etkinliği, işe alım sürecinizi ve işveren markanızı olumlu veya olumsuz bir şekilde etkiliyor.

Deneyimi tasarımı işte bu noktada işe alım ve işveren markası sürecinizde devreye giriyor.

Deneyim tasarımı ile sağlanan aday deneyimleri şu özellikleri taşıyor.

  • .İşlevsel
  • .Kullanılabilir
  • .Basit
  • .Keyifli
  • .Kalıcı ve güçlü izlenimler bırakan

İşe alım stratejileriniz ne kadar aday deneyimi odaklı?

İlk izlenim her zaman önemlidir. Kurum kültürünüzle uyumlu, doğru ve yetenekli potansiyel adayların sizi fark etmesi ve tercih etmesi işe alım stratejinizin etkin bir şekilde varlığı ile mümkündür.

Gelin aday deneyimi tasarımı sürecine dört önemli başlıkta kısaca değinelim:

1-İŞ İLANI TASARIMI

Yayınladığınız iş ilanı; anlaşılabilir, doğru ve net olmalı.

Unutmayın!

İlan tasarımı ve içeriği başvuru kararını doğrudan etkiler.Ve aynı zaman da kurum kültürünüzü de betimler.

2. KARİYER SAYFALARI VE MOBİL UYGULAMALARIN TASARIMI

Kurumsal web siteniz, kariyer sayfalarınız ve mobil uygulamalarınızın arayüz tasarımı ne kadar kullanıcı (aday) odaklı ise bir o kadar da kullanılabilir, işlevsel, keyifli ve memnuniyetle dolu deneyimlere yol açar.

Kurum kültürünüzü, çalışmalarınızı ve insan kaynakları politikalarınızı net bir şekilde yansıtması da önemli bir unsur tabi.

3.BAŞVURU SÜRECİNDE SADELİK

Kariyer sayfanızda yer alan başvuru formu uygulaması sıkıcı, uzun ve adayı kaçıracak, başvurudan vazgeçirecek detaylarla dolu olmamalı.

Örneğin; bir ad soyad, e-posta adresi, ön yazı için mesaj kısmı ve özgeçmiş göndermek için gönder butonu veya Linkedin platformu ile entegre bir şekilde adayın başvuru sürecini daha kolay hale getirecektir.

4. GERİ BİLDİRİM

Geri bildirim çalışma hayatımızın her alanında eksikliğini duyduğumuz bir olgudur aslında. Özellikle işe alım süreci içerisinde adayların en çok yakındığı ve maalesef ki başvurduğu kuruma karşı olumsuz tutum içerisine girmesine neden olabilecek önemli bir unsur.